TAVSİYELER

Google

28 Aralık 2007 Cuma

Türkiye'de 2 bin 544 AİDS'li var

Türkiye'de 1921'i taşıyıcı olmak üzere toplam 2544 AIDS hastası bulunduğu, bunların yüzde 68,7'sinin erkek, yüzde 31,3'ünün kadın olduğu bildirildi.
Avrupa Birliği destekli Türkiye Üreme Sağlığı Programı kapsamında hazırlanan ''Türkiye'de Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyonlar ve AIDS'in Sürveyans Sistemine İlişkin Durum Analizi''nde, AIDS vakalarından bildirilen ölümlerin sayısının, 1985-2006 yılları arasında 111 olduğu belirtildi.
Analize göre, Türkiye'de en sık 20-49 yaş arasında AIDS vakalarına rastlanıyor ve cinsiyete göre dağılımına bakıldığında vakaların yüzde 68,7'sinin erkek, yüzde 31,3'ünün kadın olduğu gözleniyor.
İlk HIV vakasının bildirildiği 1985'ten bu güne Türkiye'de hastalığın yaş grubu dağılımı da değişiklik gösteriyor. Buna göre, Adolesan grubun (10-19 yaş arası) 1985-1995 yıllarında yüzde 13,4 olan hastalığa yakalanma oranının, 1996-2000 yıllarında yüzde 20,4'e çıktığı görülüyor. Analizde şu bilgilere yer veriliyor:
''HIV enfeksiyonu ile semptomlarının gelişmesi arasındaki süreyi 10 yıl olarak düşünürsek, çoğu AIDS vakasının enfekte olduğu dönemin yaşam süresi içinde cinsel faaliyetin en tepe noktaya ulaştığı dönem olan 20'1i yaşlar ya da 30'lu yaşların başları olduğunu görmekteyiz.
Türkiye'deki nüfusun çoğunluğunun 13 yaş üzeri ve 20'1i yaşlarda olduğunu düşünürsek, önümüzdeki bir kaç yıl içinde HIV enfeksiyonu görülme sıklığında hızlı bir artış potansiyeli olduğu açıktır.''
Öte yandan, erkeklerdeki AIDS vakalarının kadınlardan 2-4 kez daha fazla olduğu, güvensiz cinsel ilişki ve Türk erkeklerinin Türk kadınlarından daha fazla cinsel özgürlüğe sahip olmasının erkeklerde HIV enfeksiyonuna yakalanma riskini artıran sebepler arasında bulunduğu bildirildi.
Kadınları, HIV geçiş riskine karşı savunmasız kılan ve enfeksiyonu önlemek için gerekli tedbirleri almaktan alıkoyan faktörler arasında sosyo-kültürel uygulamalar ve baskıların bulunduğu, bunların kadınlardaki HIV enfeksiyonlarına katkıda bulunduğu görüşü dile getiriliyor.

Türkler cinsel fantezileri çok eğlenceli buluyor

Cinsel Tıp Enstitüsü, hemen herkesin cinsel yaşantısında çok önemli bir yere sahip olan cinsel fanteziler hakkında bir anket çalışması yaptı. Katılımcıların yüzde 90'ı "Bu sapkınlık değildir" derken, yüzde 95'i de aynı fikri paylaştı: Fantezi kurmak keyifli!..

Cinsel Tıp Enstitüsü'nün düzenlediği ve 2 bin 300 kişinin katıldığı ankete yüzde 65 katılım erkekler tarafından oldu. Yüzde 45'i üniversite mezunu olan toplam katılımcı sayısının yüzde 40'ı ise evli. Ankete göre erkeklerde en sık görülen sorun; 'penis boyu sorunları' ve 'erken boşalma'. Kadınlar ise 'cinsel isteksizlik' ve 'orgazm olamama' problemi yaşıyor.

Ünlü birini hayal ediyorlar

Ankete katılanların yüzde 85'i cinsel fantezilerini eşiyle paylaşmadığını söylerken, yüzde 85'lik bir dilim de bu fantezileri gerçeğe dönüştürmenin doğru olmadığını belirtti. Yüzde 90'ı cinsel fantezi kurmanın sapıklık olmadığı görüşünde birleşirken; yüzde 95'lik bir dilim ise cinsel fantezi kurmanın keyifli olup olmadığına 'evet' dedi. Yüzde 45'lik oranla en büyük fantezi ise, ünlü biriyle birlikte olmak!

Cinsel fantazi nedir?

Kişinin kafasında cinsel coşkuyu artıracak nitelikte hayaller canlanmasına cinsel fantezi denir. Cinsel fantezi kurmak; her istenilenin gerçekleştirilemediği gerçek dünyada, dozunda kaldığı sürece, cinsel istekleri tatmin için uygulanabilecek en zararsız ve güzel yoldur.

Cinsel fantazi kurmanın faydaları nelerdir?

Bir kişinin cinsel fantezi kurması, o kişinin sağlıklı bir cinsel yaşamı olduğunun ya da olacağının göstergesidir. Cinsel fanteziler; kişilerin üzerindeki birtakım baskıları azaltabilir, günlük hayatlarını normal bir şekilde sürdürmelerine yardımcı olabilir. Cinsel isteği, cinsel duyarlılığı ve cinsel yaşantıdan alınan hazzı artırır. Kişinin cinselliği yaşadığı sırada kendini erotize etmesine yardımcı olur. Cinsel yaşantıyı monotonluktan uzaklaştırıp, renklendirir.

Kadın ve erkeklerin cinsel fantazilerindeki farklar neler?

Kadınlar genellikle önceki cinsel deneyimlerini düşünme eğilimindedir. Fantezilerinde daha çok duygusal ve romantik anları canlandırır, cinsel organlara ve bedensel imajlara daha az yer verirler. Erkekler ise hayatlarında hiç denemedikleri şeyleri hayal edebilir.

Cinsel sapkınlık kriterleri nelerdir?

Cinsel fanteziler bazen cinsel bir sapkınlığın işareti olabilir. Fanteziler, cinsel uyarılmayı sağlamak, haz duymak ve orgazm olabilmek için zorunlu olduğunda cinsel sapkınlık söz konusu olabilir. Örneğin birçok erkek, kadın bedeninin belli bölgelerinden cinsel olarak uyarılır. Ancak kişi bir kadının ayaklarından başka hiçbir yerinden tahrik olmuyorsa, o zaman da 'ayak fetişizmi' denen olay söz konusu olur. İşte bu, gerçek bir sapkınlık belirtisidir.

İnsanlar fantazilerini gizlemeli midir?

Cinsel fanteziler genellikle kişiler tarafından gizlenir. Bunun üç sebebi vardır. Birincisi fanteziler kişinin var olan cinsel sorunlarına, kişilik özelliklerine, özlemlerine ve beklentilerine dair ipuçları taşır. İkincisi; fanteziler kişinin zihninde ne kadar anlamlı ve doğal olsa da, anlatıldığı zaman kişiye son derece gülünç gelebilir. Üçüncüsü de başkalarıyla paylaşılan fanteziler kişinin partneri veya diğerleri tarafından yanlış anlaşılabilir, ayrılmalara bile yol açabilir.

Partnerler birbirine hassasiyet göstermeli mi?

Çiftler, gerektiginde cinsel fantezilerini paylaşabilir. Bunda amaç; sevilen kişiyi incitmeden, monotonlaşan ilişkiyi daha iyiye götürmektir. Ancak bu paylaşım geri dönülmez bir yola girmeyi de beraberinde getirir. Çünkü partnerle paylaşılan bir fantezi, ortak cinsel yaşam zenginleştirir. Kötü bir hissiyat ise bir daha geri alınamaz. Bu nedenle cinsel fanteziler paylaşılırken eşler birbirine hassasiyet göstermelidir.

Kirli havuzlar cinsel hastalıklara davetiye çıkarıyor

Cinsel Tıp Derneği Başkanı Dr. Cem Keçe, toplu girilen ve hijyenik olmayan havuzların cinsel yolla bulaşan hastalıklara yol açtığını ileri sürdü. Keçe, iyi temizlenmeyen havuzlardan tifo, hepatit A ve E, kolibasili, dizanteri gibi ateşli ishal yapan mikroplar, göz, kulak, burun, boğaz enfeksiyonlarıyla uyuz gibi deri hastalıklarının da bulaşabileceği uyarısında bulundu.Keçe, yaptığı açıklamada, bunaltıcı sıcakların başladığı şu günlerde tatile çıkan vatandaşları kullandıkları havuzun veya denizin temizliği konusunda uyardı. Keçe, su sirkülasyonu fazla olan havuzların tercih edilmesini önerdi. Havuzlardan veya denizden en fazla bulaşan hastalığın genital mantar enfeksiyonları olduğunu söyleyen Keçe, "Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan bir kısmı özellikle toplu girilen havuzlardan yaygın olarak bulaşabiliyor. Havuz veya deniz sefasının hastanede bitmemesi için vatandaşlarımızı girilen havuzun temizliğinden emin olunması konusunda uyarıyoruz ve su sirkülasyonu fazla olan havuzların tercih edilmesini de öneriyoruz. Çünkü yeterince temizlenmeyen havuzlar ve kirlilik seviyesi yüksek sahiller tehlike saçıyor" dedi.Sıcakla artan terlemenin yaz aylarında mantar üremesini kolaylaştırdığına dikkat çeken Keçe, kirli havuzların, genital mantar enfeksiyonları, bakteriyel vajinit, molluscum cantagiosum ve trikomonas enfeksiyonu gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklara yol açabileceğini ifade etti. Keçe, ayrıca iyi temizlenmeyen havuzlardan tifo, hepatit A ve E, cryptosporidum, kolibasili, giardia, shigella, dizanteri ve paratifo gibi ateşli ishal yapan mikroplar, göz, kulak, burun, boğaz enfeksiyonlarıyla uyuz ve impetigo gibi deri hastalıklarının da bulaştığını vurguladı. Denizde mikrop kapmanın havuzlara oranla daha zor olduğunu söyleyen Keçe, "Deniz suyu tuzlu olduğu için mikropların yaşaması daha zordur. Ama kirli, yüzeyi köpüklü ve yeşil görünümde olan denizlerde yüzmeyin. Ancak havuzlara bu anlamda daha çok dikkat etmek gerekir. Çünkü havuzlar durağan sular olması nedeniyle kolaylıkla kirlenebilir ve mikrop üremesi daha kolaydır ve mikropları kontrol altına almak için hijyen kurallarına çok dikkat edilmelidir" diye konuştu.Havuzlardan veya denizden bulaşan genital enfeksiyonların bazı küçük önlemleri göz ardı etmeden kaynaklandığının altını çizen Keçe, şöyle devam etti:"Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan havuzlardan bulaşanlar daha çok ıslak mayoyla beklemek, yeterince kurulanmamak, üşümek, sık çamaşır değiştirmemek, temiz olmayan havuzların ve hijyenik olmayan tuvaletlerin kullanılması, naylondan imal edilmiş ve dar olan kıyafetlerin kullanılmasıyla korunmasız ilişki şeklinde genital floranın dengesinin bozulmasıyla oluşur. Çünkü bu enfeksiyonların yerleşmesinde nem çok önemlidir. Islak ve nemli ortamlarda vücudumuzda zaten var olan ama yeterli nemi ve ıslaklığı bulamadığı için şikayet yaratmayan mantarlar, üremelerini artırarak kaşıntı, peynir kesiği tarzında beyaz akıntı, kızarıklık, genital bölgede yanma ve tahriş hissi meydana getirirler. Bakteriyel vajinitte ise sarı-gri veya kirli beyaz renkte kokulu akıntı ve cinsel ilişkide acıma olur. Trikomonas ise çok yoğun sarı-yeşilimsi bir akıntı yapar. Molluscum cantagiosum ise genital bölgede küçük yuvarlak siğiller oluşturur" dedi.Suya girmeden önce duş alarak vücudu iyice temizlemenin çok önemli olduğuna dikkat çeken Cinsel Tıp Derneği Başkanı Dr. Cem Keçe, alınacak basit tedbirlerle vatandaşların bu hastalıklardan korunabileceğini belirtti. Keçe, havuzlarda veya denizde bulaşıcı hastalıklardan korunmak için şu önerilerde bulundu:"Cinsel Tıp Derneği olarak hijyen için periyodik kimyasal ve fiziksel temizlik işlemlerinin ihmal edilmediği yüzme havuzlarının tercih edilmesini öneriyoruz. Yüzme havuzunda normal klor seviyesi 0,8 mg/lt düzeyinde olmalı ve çok iyi çalışan bir filtreleme sistemi bulunmalıdır. Ayrıca hepatit A ve B aşısı olmayan çocukların havuzlara gönderilmemesini de tavsiye ediyoruz. İşletme sahipleri kadar vatandaşlarımızın da kendilerine dikkat etmesi gerekir. Havuz kenarlarında yiyecek yemeyin ve sigara içmeyin. Ateşli hastalık ya da ishal geçirirken havuza girmeyin. Bone kullanın. Suya tükürmeyin. Islak mayoyla oturmayın. Yeterince kurulanın. Sık çamaşır değiştirin. Temiz ve hijyenik olmayan tuvaletleri kullanmayın. Naylondan imal edilmiş ve dar olan kıyafetleri kullanmayın. Korunmasız cinsel ilişkiye irmeyin. Havuz bölgesine ayakkabıyla veya dışarıda giyilen terliklerle girmeyin. Ayaklarınızı antiseptik suya batırarak dezenfekte edin. Havuzda su yutmamaya dikkat edin. Kulak enfeksiyonlarına karşı kulak tıkacı kullanın. Suya atlarken burnunuzu tutun. Cildinizde sıyrık ya da kesik varsa yüzme sonrasında su ve sabunla temizleyin. Göz enfeksiyonlarını önlemek için sualtı gözlüğü veya maskeleri kullanın. Çocukların havuzlara tuvaletini yapmalarını engelleyin. Lağım karışan alanlara yakın bölgelerdeki denizlere ve şiddetli yağmurlar sonrasında yüzmeyin."

Partnerler de tecavüz eder!

Kadınların çoğu tecavüzün sadece sokakta olduğunu düşünüyor. Evinde yapılan eyleme bu adı vermeye dilleri varmıyor. Evli kadınların çok azı eşi, eski eşi tarafından tecavüze uğradığını doğrudan açıklayabiliyor. Çoğunluğu, "iletişim sorunum" var demekle yetiniyor. Hiç azımsanmayacak sayıda kadın bu yüzden cinsel travmayla karşı karşıya. Çoğunlukla da gizlenen tecavüzlerin etkileri de yıllar sürecek travmalar yaratıyor. Tecavüzcüden kurtulsalar da izlerini silmekte zorlanıyorlar.
Prof. Dr. Yüksel tanımı şöyle yapıyor: "İstenmeden yaşanan her türlü cinsel uyaran verilmesine cinsel travma diyoruz. Dolasıyla evli olmak travmayı ortadan kaldırmıyor. Partnerlerin istediği zaman, istedikleri biçimde cinselliği yaşama hakkı vardır. Bunun dışında zorlama olursa cinsel travma, evlilik içinde tecavüz veya cinsel istismar adını vermek mümkün."
İstanbul Tıp Fakültesi’nde Doç. Dr. Ufuk Sezgin ile birlikte İstanbul Psikososyal Travma Programı’nı başlatan ve başkanlığını yürüten Prof. Dr. Şahika Yüksel eş-eski eş, sevgili-eski sevgili cinsel istismarının 1980’lerden beri giderek üzerinde daha çok durulan bir konu olduğunu söylüyor.
Evlilik içi tecavüzlerde kadınların en büyük risk altında olduğu dönem, baskı altında tutuldukları ayrılma dönemleri. Bu dönemde "Bana ait olan, benimdir. Nasıl gider?" diyen erkek cinsel taciz ve tecavüzlerde bulunabiliyor. Boşanmak kurtuluş anlamına gelmiyor. Özellikle çocuklar varsa. Babalar çocuklarını ziyaret ederken, eski eşlerinden, eskiden olduğu gibi "eşlik" yapmalarını bekliyor.
Doktorlara bile zor anlatıyorlar
Tecavüz ve cinsel istismar sonrası en sık stres bozukluğu, depresif bozukluklar, kaygı bozukluğu, organik nedeni olmayan ağrılar ve bayılmalar, madde-alkol bağımlılığı gibi psikiyatrik belirtiler görülüyor. Prof. Dr. Şahika Yüksel, "Kadınlar çoğu zaman ’eşim bana tecavüz ediyor’ diye gelmiyor. Uykusuzluk, baş ağrısı, sıkıntılı olma hali, unutkanlık gibi şikayetler bildiriyor. Biz sorarsak tecavüz, istismar çıkıyor" diyor. Yine depresyon, yoğun korku, her ufak uyarandan, değişiliklikten kaygı duyma, tetikte olma sık rastlanan belirtilerden. Mağdur bir yandan ağır yükü kaldırmaya çalışırken diğer yandan kendini suçluyor. Yaşadıklarını sakladıkça daha çok öfkeleniyor, sinirleniyor. Şikayetleri yıllarca sürebiliyor.
OLGU 1, İlk evlilikteki tecavüz ikincisine gölge yaptı
İlk evliliğini 16 yaşında yaptı. Hiç hazır değildi ama ailesi uygun görmüştü kocasını. Düğün yapıldı, telli duvaklı vardı yeni evine. İlk cinsellik deneyimi bütün yaşamını etkileyecek kadar travmatik oldu. Korktuğunu gören kocası elleri ve ayaklarını bağladıktan sonra tecavüz etti. Bu deneyim aslında aylar sürecek esaretinin ilk işaretiydi. 6 ay boyunca, sürekli kocasının tecavüzüne uğradı. Kocasına göre madem karısıydı, istese de istemese de birlikte olmaya hakkı vardı. Gerekirse dayağa başvurdu. Sonunda genç kadının canına tak etti, ailesine kaçtı. Yıllar sonra ikinci evliliğini yaptı. Aslında iyi geçiniyorlardı, seviyordu kocasını. Ekonomik sıkıntıları yoktu, iki çocukları olmuştu. Ancak birlikte aşmayı başaramadıkları sorunları cinsel isteksizliğiydi. Kendi bedeninden iğreniyordu. Cinsellik ona göre kötü bir şeydi. Bu şikayetle doktora başvurdu. Doktoru biraz kurcaladığında aslında sorunun ilk evliliğinde yaşadığı tecavüzlerden kaynaklandığını anladı. Uzun süren terapilerden sonra travmayı atlatmayı, normale dönmeyi başardı.
Hani yuva güvenliydi?
Prof. Şahika Yüksel, İnsanların kendilerini güvende ve korumada hissettiği yuvasında, kendi yatağında cinsel saldırı yaşamasının sarsıcı etkisine dikkat çekiyor: "Tacizci bir yabancıysa, zor da olsa bir kenara koymak mümkün. Ama bunu yapan eş ise travma büyüyor. Evliliklerde tek paylaşılan cinsellik değil, ortak yaşam sözkonusu. Evlenmek demek, ’Ben sana güveniyorum, bütün yaşamımı seninle geçirmeyi vaadediyorum, seninle yaşamanın benim için gurur verici olduğunu düşlüyorum’ demek. Böyle başlayan bir ilişkide zora başvurulması daha fazla zedeliyor kadını. Durumu ağırlaştırıyor. İntihara başvuranlar oluyor. Tüm bunlara rağmen evliliği bozma, mahremiyetlerini açığa çıkarma, kocayı şikayet etme kadınlık görevine uymaz, düşüncesi ağır basıyor. Başka bir cinsellik tanımadıkları için de ’ben yapamıyorum’ diye düşünebiliyorlar. Ancak yaşadıklarını başkalarına açtıklarında uygunsuzluğunu ve zarar verdiğini görme şansı olabiliyor."
OLGU 2, Randevulu tecavüz!
Henüz lise öğrencisiydi. Okula gidip gelirken bir sevgilisi oldu. Muhafazakar ailesi duysa belki okuldan bile alırdı... Aslında masum görüşmelerdi bunlar. Bir yerlerde oturup çay, kola içerlerdi. Bir de ara sıra el ele tutuşurlardı. Yine bir buluşmalarında lokantada yemek yediler. Yemekle içtiği kolasına aynen Yeşilçam filmlerindeki gibi ilaç atılmıştı. Kendine geldiğinde, lokantanın üstündeki otelin bir odasındaydı. Çıplaktı. Hatırlamıyordu olanı biteni. Ama başına geleni anladı. Utandı, ağladı. Erkek arkadaşı, "Ne ağlıyorsun, sen de zevk aldın" diye azarladı. "Çıplak resimlerini çektim, ailene söylerim" diye tehdit etti. Bir yıl boyunca korkudan ayağına gitti tecavüzcüsünün. "Artık evlenelim" dedi. Sevgiliden gelen yanıt, "Evlenmeden başkasıyla yatanı eş diye almam" oldu.
İlk Amerikalılar tanımladı
"Randevulu tecavüz"ü ilk kez Amerikalılar tanımladı. Araştırmalara göre üniversite kampus’lerinde görülen tecavüzlerin yüzde 80’i tanıdık biri veya randevulaşılan tarafından gerçekleştirilmiş. İki kişi çıkıyor, birbirlerine dokunuyorlar... Yemeğe gidiliyor. Buraya kadar normal ancak örneğin yemeğe götüren erkek, "Benimle yemeğe geldi parasını ben karşıladım, karşılığında yatacağız" diye düşünüyor. Kız arkadaşının "hayır"ını gerçek olarak algılamıyor. Tecavüz ediyor. Prof. Dr. Yüksel, benzer durumlara Türkiye’de de rastlandığını anlatıyor. "Randevulu tecavüz genellikle çok ağır yaşanıyor. Mağdur kendine, bedenine güvenini kaybediyor. Cinselliğe ilgisi azalıyor, onu olumsuz bir şey gibi değerlendiriyor. Sadece istismarı yapan kişiye değil, herkese ve bütün erkeklere karşı bir isteksizlik ve rahatsızlık ortaya çıkabiliyor. Tecavüze uğrayan genç kızlar kendilerini kirlenmiş, eksilmiş, suçlu görüyor. Erkekler bu düşüncenin farkında. Kızı ailesine söylemekle tehdit ediyor. ’Sana kimse inanmaz, isteyerek oldu, derim’ diyerek tecavüzü sürdürebiliyorlar" diyor.

Yatak odasında TV mi, seks mi?

Diziler, maçlar, derken farklı odalar, farklı televizyonlar ve yatak odasına giren ekranlar gerçekten insanlara seksi unutturuyor mu? Yoksa bütün bunlar modern bahaneler mi? Bu konuyu iki ünlü psikiyatrist, Prof. Dr. Ahmet Çelikkol ve ilişki psikiyatristi Doç. Dr. Armağan Samancı değerlendirdi..
Prof. Dr. Ahmet Çelikkol: Televizyonun seks hayatını etkilediğini düşünenler bence başka bahane bulsun. Benim de yatak odamda televizyon var, ben de televizyon seyrediyorum ama ilişkim gayet sağlam.
Televizyon sizce sekse darbe midir? Hayır, neden olsun ki... "Televizyon seyretmekten sekse vakit bulamıyoruz," diye yakınan çiftler aslında kendilerine bahane üretiyordur. Bu sorunu çözerseniz onlar başka bahane bulur. Bu çiftler en kötüsünden "Yorgunum, başım ağrıyor," der.
Çiftler arasındaki ilişki televizyonla zedeleniyorsa aslında o ilişki bitmiş midir? Bir oranda ilişki zedelenebilir ama bitirme noktasına taşınmaz. Biterse, neden televizyon değildir. Televizyon sadece gösterilen nedendir. Gerçek neden başkadır ve hatta bu kadar yüzeysel bir neden kullanıldığına göre, asıl neden çok daha derindedir.
"Yatak odasından televizyonu çıkarın," önerisinde bulunduğunuz çiftler oluyor mu? Hiç olmadı diyebilirim. Şahsen benim yatak odamda var, ben hiçbir sorunla karşılaşmadım. Ama durum çaresizse elbette önerebilirim.
Kadınlar televizyonu rakip olarak görüyorsa ne yapmalı? Bir çiftin birlikteliği; fikir olarak, davranışlarda, duygularda anlaşma demektir. Bunun için karşılıklı taviz vermeniz gerekebilir. Kerevizi çok seviyorsunuz ama partneriniz kokusuna bile tahammül edemiyor, o zaman evde kereviz yemekten vazgeçeceksiniz. Partneriniz televizyon istemiyorsa ve bunda ısrarlıysa, zaten yapacağınız başka şey kalmamış demektir.
Erkekler, televizyon dizilerinin seks hayatlarını yıprattığını anladığında ne yapmalı? Eğer erkek, TV dizilerinin cinsel hayatını yıprattığını düşünüyorsa, bir yolunu bulup engellemeli. Kişisel önerim, iyi bir-iki program hariç, dizi izlemeyi bırakmaları.
Televizyona rağmen aile ilişkileri nasıl sağlamlaştırılır? Televizyon izlemede aşırıya kaçmamanın, hele hele sürekli dizi izlememenin yolu aranmalıdır. Televizyon yerine geçebilecek başka birçok enstrüman bulunabilir. Mesela isteyen, salonda, oturma odasında televizyon izler, tatmin olunca yatak odasına gelir. Yatak odasına müzik getirilebilir. Burada kitap da okunabilir, sohbet de edilebilir.
Doç. Dr. Armağan Samancı: Televizyon ilişkileri bozuyor, bu da direkt seks hayatını etkiliyor. Yatak odasına televizyonu sokmak yabancı birini özel odanıza davet etmekten farksızdır.
Televizyon sizce sekse darbe midir? Televizyonun ilişkileri bozan bir yapısı var. Duygusal olarak çiftlerin birbirinden uzaklaşmalarına neden oluyor, duygusal olarak uzaklaşan çiftler de seksten kaçıyor.
Çiftler arasındaki ilişki televizyonla zedeleniyorsa aslında o ilişki bitmiş midir? Başlangıçta zedeleyici etki yaratır. Televizyon mesafe koydurur. Çok televizyon seyretmek çiftleri birbirinden uzaklaştırır, birbirinden uzaklaşan çiftler zaten kaçmak için televizyonu daha fazla seyretmeye çalışır. Uzaklaşmak için televizyon iyi bir araçtır.
"Yatak odasından televizyonu çıkarın," önerisinde bulunduğunuz çiftler oluyor mu? Bence televizyon asla yatak odasına konmamalı. Ha yabancı birini getirip yatak odasına koymuşsunuz, ha televizyonu! İkisi de ilişkide aynı etkiyi yapar.
Kadınlar televizyonu rakip olarak görüyorsa ne yapmalı? Televizyon ve internet, kadınları gerçekten dul bırakabilecek konuma getirdi. Olay son noktaya ulaşmadan hemen eşinizle bu durumu konuşun. Ama burada önerim, eve asla ikinci televizyon alınmamasıdır. Bu, çiftleri birbirinden bambaşka uçlara iter, toparlayamayabilirsiniz.
Erkekler, televizyon dizilerinin seks hayatlarını yıprattığını anladığında ne yapmalı? Birlikte izleyebileceğiniz diziler bulun ve paylaşmaya bakın ama televizyon izleme süresini azaltın. Eşinizle farklı programları izlemeye başladıysanız, ortaklık zarar görür. Bu da direkt cinselliğinize yansır.
Televizyona rağmen aile ilişkileri nasıl sağlamlaştırılır? Artık televizyon hayatın kaçınılmaz bir parçası, evden çıkartıp atamayız. Onu evin bir bireyi gibi düşünmek lazım, ancak 'bu bireye' karşı önleminizi alın. İlişkinin güçlendiği alanlara, yemek yenilen yere, yatak odasına televizyon sokmayın.

Diyabetlilerde korku sertleşme sorununu tetikliyor

Diyabet hastalarının sertleşme sorunu endişesi yaşadığına dikkat çeken Medical Park Bahçelievler Hastanesi Üroloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali İhsan Taşçı, “Diyabetlilerde olumsuz beklenti, cinsel fonksiyon bozukluklarının en büyük nedenidir” dedi.
14 Kasım Dünya Diyabet Günü nedeniyle uzmanlar, hastalıkla mücadelede hasta eğitiminin önemine dikkat çekiyor. Diyabetle ilgili özellikle beslenme ve cinsel yaşama dair doğru bilinen yanlışlar yeni sorunların ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor.
Medical Park Bahçelievler Hastanesi Üroloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali İhsan Taşçı, diyabetlilerin sertleşme sorunu endişesi yaşadığına dikkat çekti: “Normalde önem verilmeyen kısa süreli sorunlar diyabetliler tarafından çok abartılı şekilde algılanabilir. Olumsuz beklenti, cinsel fonksiyon bozukluklarının en büyük nedenidir. Hasta sürekli vücudunu kontrol etme, denetleme eğilimdedir.”
Prof. Dr. Ali İhsan Taşçı, diyabetin cinsel fonksiyon bozukluklarına nasıl zemin hazırladığını şöyle anlattı: “Diyabet, küçük damarlarda damar sertliğine ve sinirlerde harabiyete neden olur. Bu etki vücuttaki tüm damarlar için geçerlidir. Diyabet, cinsel organlara giden kan damarlarında damar sertliği (ateroskleroz) yaparak cinsel organların kan dolaşımını bozup ereksiyon sorunlarına neden olabilir. Diyabetin cinsel fonksiyon bozukluklarına neden olmasının ikinci nedeni; sinirlerde yaptığı harabiyettir (nöropati). Sinirlerdeki harabiyet penis ve beyin arasındaki iletimi bozarak cinsel fonksiyon bozukluklarını tetikleyebilir. Diyabetlilerde cinsel fonksiyon bozukluğuna neden olan üçüncü neden ise psikolojik faktördür. Diyabetliler, bu konuda duydukları kulaktan dolma bilgilerin de etkisiyle sürekli cinsel bir sorun çıkacağı endişesini yaşarlar. Sertleşme sorunu altı aydır devam ediyorsa, bu durum cinsel fonksiyonları engelliyorsa hasta mutlaka doktora başvurmalıdır. ”
Meyve yemekten korkuyorlar
Medical Park Bahçelievler Hastanesi İç Hastalıkları ve Endokrinoloji Uzmanı Dr. Mustafa Gürkan Taşkale, diyabetlilerin beslenme konusunda özellikle meyve tüketimi ile ilgili yanlış bilgilere sahip olabildiklerini belirterek “En önemlisi de bazı meyveleri kendilerine yasak zannetmeleridir. Karpuz, kavun, muz dahil tüm meyveleri yiyebileceklerini söylediğimizde hastalar çok şaşırıyor. Burada sorun neyi, ne kadar yiyeceklerinin belirlenmesidir. Genel kural her gün mümkün olan değişik mevsim meyvelerinin belli miktarda tüketilmesidir.”

Az risk çok zevk

Her yıl 340 bin kişi cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyonla enfekte oluyor. 80 milyon kadın da istemeden gebe kalıyor. İşte bu iki büyük ve önemli global sorun, "güvenli cinsel ilişki" kavramının giderek daha fazla üzerinde durulmasına yol açıyor. Güvenli cinsel ilişkiyle, cinsel yolla bulaşan enfeksiyon kapma riskini azaltan ve istenmeyen, planlanmamış gebelikleri engelleyen her türlü davranış kastediliyor. Az risk ile çok zevk almak esas. Aslında cinsel ilişkiyi güvenli hale getirmek hiç de zor değil.
Riskli davranışladan kaçınmak, kondom kullanmak güvenliği artırmada uygulanabilecek en basit iki strateji. Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği’nin (CETAD) "Güvenli Cinsel İlişki" raporuna göre, önlem alınmadan girilen cinsel ilişki, ciddi sağlık riskleri taşıyor. Cinsellikten haz almanın bedelini, hastalık kaparak veya hazırlıksız anne-baba olarak ödemek istemeyenler, kaliteli cinsel yaşam kadar güvenliğe de önem veriyor. Güvenli cinsel ilişkinin tek hedefi kişinin kendini koruması değil. Eş veya sevgilinin korunması da bu kavramın içinde.
Hala en güvenli yöntem tek eşlilik
Muhafazakar bir düşünce gibi görülse de, bunu Dünya Sağlık Örgütü ve konuyla ilgili uzmanlar söylüyor. Eğer;
Eşlerden ikisi de başka bir kimseyle korunmasız cinsel ilişkiye girmiyorsa,
Eşlerden ikisi de kan yoluyla bir enfeksiyon almamışsa, steril olmayan enjektör kullanmıyorsa,
Eşlerden ikisinin de h lihazırda bir enfeksiyonu yoksa erkek ya da kadının bu ilişkide enfeksiyona yakalanmaktan korkmasına gerek yok.
Tek eşlilik iyi de peki sizden öncesi!
Tek eşlilik en ideal yöntem olarak sunuluyor. Ancak şu da bir gerçek ki, pek çok kişi yaşamı boyunca birden fazla kişiyle cinsel ilişki yaşıyor. Örneğin, HIV enfeksiyonuna yakalanan kişilerin pek çoğu bu hastalığı tek eşli olarak yaşadıkları eşlerinden aldıklarını belirtiyorlar:
Eşler birbirlerine sadık olmaya karar vererek enfeksiyondan korunma önlemlerini alabiliyorlar.
Bu durumda her iki tarafın da enfeksiyon taşımadığından emin olmak gerekiyor. Örneğin, HIV enfeksiyonu gibi bazı enfeksiyonların belirti vermesi için yıllar geçebiliyor.
Eşlerin gizli bir enfeksiyonun taşıyıcısı olup olmadıklarını anlamaları için bir sağlık kuruluşunda muayene olmaları ve laboratuvar tetkiki yaptırmaları gerekiyor.
Prezervatif şart!
Korunmalı cinsel ilişkiyi alışkanlık haline getirmek ve prezervatif kullanmak gerekiyor. Prezervatif, erkek ya da kadın cinsel organına takılmaya uygun, içerisinde genellikle spermlerin etkinliklerini bozan maddeler de bulunan yapıya sahip. Gebelikten ve cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan koruyor.
Bunlar çok riskli
Cinsel yolla bulaşan hastalıkların birinci sorumlusu cinsel ilişki. Bulaşma riskini artıran "riskli davranışlar" var. Özellikle kondom kullanmadan, vajinal, oral veya anal cinsel ilişkiye girilmesi durumunda cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanma riski yükseliyor. İşte riskli davranışlar:
Sık cinsel eş değiştirmek,
Birden fazla cinsel eşe sahip olmak,
Cinsel eşin birden fazla cinsel eşinin olması,
Son bir yıl içinde geçirilmiş cinsel yolla bulaşan hastalık öyküsü,
Seks işçileri, onların müşterileri ya da kimlerle ilişkisi olduğu bilinmeyenlerle cinsel ilişkide bulunma,
Cinsel yolla bulaşan hastalık belirtisi olanlarla cinsel ilişkiyi sürdürmek,
Para, mal, yiyecek ya da ilaç karşılığı cinsel ilişkiye girmek,
Vajinayı kurutucu maddeler kullanmak
Riski azaltmak için:
Eşin/sevgilinin bedeninden salgılanan sıvılarla (vajina, anüs veya ağız) temas etmeyin,
En fazla dikkat edilmesi gereken beden sıvıları: Kan, semen, penisten boşalma öncesi gelen sıvı, vajinal sıvılar ve cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar nedeniyle oluşan yaralardan gelen sıvılar,
Cinsel organlarda oluşan yaralara ya da kabarcıklara dokunmayın,
Sizde veya partnerinizde yara veya enfeksiyon varsa cinsel ilişkide bulunmayın.





Dr. Ali Gokkaya'nın "Erken Boşalma Tedavi Teknikleri" kitabı Oksijen Yayınları'ndan çıktı. Kitap konuyu bir çok yönden ele alıyor ve 50'den fazla çözüm tekniğini açıklıyor.
Erken boşalma tedavisinde; Modern tıbdan, alternatif tıp çözümlerine, modern seksin kurucularından William Masters ve Wirginia Johnson'ın devrim niteliği taşıyan "The Masters and Johnson" tekniğinden, tantrik metoda kadar bir çok yöntemle birlikte, pratik çözümler ve ilginç yöntemler gibi 50'den fazla çözüm tekniğini açıklıyor.
Kitabın yazari Dr. Ali Gokkaya kitapta anlatılan yöntemlerin her yaştan ve her seviyede boşalma sorunu olan erkeklere ayrı ayrı çözüm tekniklerini içerdiğini söyledi. Kadına pes dedirten kitab ulaşmak ve daha fazla bilgi için www.oksijenkitap.com adresine girebilirsiniz.
Erken boşalma tedavisinde;
Pratik çözüm yollarını
1) İleri derecede erken boşalanlar için çözüm metotlarını
2)Modern ve alternatif tıbbın tedavi yöntemlerini
3)NLP ile çözüm metodunu
4)Tantrik ve Tao yöntemlerini
5)Binlerce yıl öncesine dayanan Çinli ve Hintli bilgelerin yöntemlerini
6)ABD'li ünlü seksolog Dr. Arnold Kegel'in Kegel egzersizlerini
7)Modern seksin kurucularından William Masters ve Wirginia Johnson'ın devrim niteliği taşıyan "The Masters and Johnson" tekniğiyle birlikte, onlarca çözüm yolunu bulacaksınız.
8)Artık Saniyeleri Unutun! Dakikalarca, Saatlerce Seks Elinizde.

Prostat kanserine karşı yeşil çay

Düzenli olarak yeşil çay içmenin prostat kanserine yakalanma riskini azaltabileceği bildirildi. Japonya Sağlık Bakanlığından araştırmacılar, yeşil çayda bulunan kateçin maddesinin organizmada prostat kanserine neden olan etkenleri etkisiz hale getirebileceği varsayımından yola çıkarak ülke genelinde 12 yıl boyunca 40-69 yaşındaki 50 bin erkeği inceledi.
Günde 5 fincandan fazla yeşil çay içenlerin prostat kanserine yakalanma riskinin günde 1 fincanın altında yeşil çay içenlere göre daha az olduğu ortaya çıktı. Ancak, düzenli olarak yeşil çay tüketiminin prostat bezindeki kansere etkisi olmadığı belirtildi.

Türk çocukları giderek şişmanlıyor

Türkiye Milli Pediatri Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Enver Hasanoğlu, refah düzeyinin yükselmesinin obeziteyi tetiklediğini belirterek, ''Son yıllarda hastanelere, obezite şikayeti ile başvuran çocuk sayısında yüzde 25 artış oldu'' dedi. Hasanoğlu, vücutta bulunan yağ dokusunun normalden fazla olmasının ''obezite'' olarak tanımlandığını söyledi.
Hasanoğlu, kötü beslenme biçiminin sonucu olarak ortaya çıkan obezitenin, hazır gıdaların tüketilmesi, ''fast-food'' diye adlandırılan ayakta atıştırma, dengesiz ve düzensiz beslenme, kalıtım ve hareketsizlik sonucu çocukların gelişimini tehdit ettiğini kaydetti.
Ayrıca, sürekli bilgisayarla oynayan ve televizyon seyreden çocukların bu sırada devamlı olarak çikolata, kolalı içecekler, fındık-fıstık ya da cips gibi yüksek kalorili gıdalar tükettiğini anlatan Hasanoğlu, çocukların televizyon ve bilgisayarla vakit geçirmeyi alışkanlık haline getirmesiyle birlikte obezleştiğini söyledi.
Obezitenin, sağlık açısından ciddi bir risk faktörü olduğunu ifade eden Hasanoğlu, kalp hastalıkları, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, yüksek kolesterol, solunum rahatsızlıkları, eklem hastalıkları, adet düzensizlikleri, kısırlık, iktidarsızlık, safra kesesi hastalıkları, taş oluşumu ve bazı kanser türlerinin obezite ile doğrudan ilişkili hastalıklar olduğunu kaydetti.

Yüzde 10 kilo kaybı ile sağlıklı bir hayat

Az da olsa belli bir oranda kilo vermenin, sağlığı koruma ve obezitenin beraberinde getirdiği ciddi rahatsızlıkları bertaraf etme konusunda önemi artık günümüzde araştırmalarla da ispatlanmış tartışılmaz bir gerçek.

Verilen zayıflama sözlerinin birçoğunun tutulamamasının sebeplerinden biri, verilmesi hedeflenen kilonun mantıksız bir şekilde yüksek olması. Birçok kişi kendi ideal kilosunu kendisi belirliyor ve sağlıklı olabilmek için önemli oranda kilo vermesi gerektiğine inanıyor. Sağlık uzmanları ise bu anlayışa şiddetle karşı çıkıyor. % 5-10 oranında kilo kaybı, birçok önemli sağlık avantajını beraberinde getiriyor. Şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve kalp hastalıkları riskini azaltıyor. Yapılan çalışmalarda % 5 oranında kilo kaybının 2. tip şeker hastalığı riskini % 58 azalttığı ortaya çıkmıştır.

70 kilogram ağırlığında bir kadın, % 5 oranında (5 kg) kilo kaybettiğinde, 6 paket toz şeker; 76 kilogram ağırlığında bir kadın ise % 10 oranında (7.6 kg) kilo kaybettiğinde de 64 parça tereyağını vücudundan atmış oluyor.

Obezitenin yan hastalıklar ortaya çıkmadan tedavi edilmesi çok önemli. Uzun dönemli kilo kontrolü tedavisinde diyet ve egzersiz dışında ilaçla tedavinin de etkisi büyük. İlaçla tedavi sadece diyet ve egzersiz yapan hastaların 3 - 4 kat daha fazlasına yardımcı oluyor ve aynı oranda hastada da daha uzun süre sağlıklı kilonun muhafaza edildiği görülüyor.
Dünyada yaklaşık 300 milyon obez insan yaşıyor. Bu sayı obeziteyi zamanımızın en tehlikeli toplum hastalıkları kategorisine sokuyor. Yapılan son araştırmalarda obezite hastalığının insan hayatını 6 ila 7 yıl azalttığı ortaya çıktı.

Meyve diyeti sanıldığı kadar masum değil!

Zayıflamak isteyenlerin can simidi haline gelen meyveler sanıldığı kadar masum mu? Memorial Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Seçil Kenar, diyette özel bir yeri olsa da meyve tüketiminin abartılmaması gerektiğini söyledi.

Miktara dikkat

Muz, incir, hurma, kavun ve üzümün miktarlarına dikkat edilerek yenilmesini öneren Kenar şöyle konuştu: "Meyve bir karbonhidrattır. İçerisinde fruktoz denilen meyve şekeri vardır. Sukroza göre vücutta daha az insülin salgılanmasına sebep olur. Fruktoz, bir günde fazla miktarda tüketilirse karaciğerde trigliseride dönüşür. Trigliserid, kanda bulunan bir çeşit yağdır. Trigliseridin fazla tüketilmesi damar serliği ve karaciğer yağlanmasına sebep olur. Sonuçta meyveler kalorisiz değildir. Fazla tüketildiğinde vücudun o enerjiye ihtiyacı yoksa yağ olarak depolanacaktır."

Zararlı olabilir

Meyve diyetlerinin, düşük kalorili, karbonhidrat içeriği yüksek, protein ve yağ içeriği düşük olduğuna dikkat çeken Kenar, diyette olanlara ve meyve diyeti yapmayı düşünenlere şu önerilerde bulundu: "Meyve diyetleri, tüketmeniz gereken günlük aminoasitlerden ve gerekli yağ asitlerinden yoksundur. B grubu vitaminleri bu diyette eksiktir. Uzun süreli uygulandığında enzim faaliyetlerinin zarar görmesine, sinir ve beyin fonksiyonlarında hasara, tansiyon düşüklüğü, kalp hastalığı gibi birçok sağlık problemine yol açabilir. Bu tür diyetler 7 günde 4 kilo verilebileceğini vaat etmektedir. Bu kadar kısa sürede kaybedilen ağırlığın çok azı yağdan olmakta, çoğu kas ve sudan olduğu için diyet bittikten sonra verilen kilolar hemen geri alınmaktadır. Bu tür diyetler, bazal metabolizma hızını bozup, daha sonrası için ağırlık kaybetme hızını yavaşlatır."

Porsiyonluk meyveler:

Elma 1 orta boy
Portakal 1 orta boy
Mandalina 2 küçük boy
Kayısı 3-4 adet
İncir 1-2 adet
Kiraz 12 adet
Üzüm 15 iri tane
Kırmızı erik 2-3 tane
Çilek 1-2 adet
Kivi 1 adet
Kuru incir 2 adet
Kuru kayısı 3 adet

Hayata karşı hep dik durun

8 Milyon osteoporoz hastasının yaşadığı Türkiye’de, her 3 kadından ve her 5 erkekten 1’i osteoporoz hastası…
Sağlık Bakanlığı ve Tetra Pak A.Ş. işbirliği ile osteoporoza karşı başlatılan kampanya “Hayata Karşı Hep Dimdik Durun” diyor. Derya Baykal’ın sözcülüğünü yürüttüğü kampanya çerçevesinde halk, osteoporoza karşı bilinçleniyor.
Kemik erimesi olarak da bilinen ve en sık görülen kemik hastalığı olan osteoporoza karşı Tetra Pak A.Ş. desteği ile Sağlık Bakanlığı ve Hacettepe Üniversitesi tarafından başlatılan “Osteoporozdan korunmak için... Sağlık için... Sağlıklı süt için!” kampanyası, 11 ildeki sağlık ocaklarında uzmanlar tarafından verilen eğitimlerle halkı bilinçlendiriyor. Sözcülüğünü Derya Baykal’ın yürüttüğü kampanya osteoporoza karşı sağlıklı süt ile herkesi “Hayata Karşı Hep Dimdik Dur”maya çağırıyor.
Kemiklerin güçlü ve sağlam kalması için gereken kalsiyumun büyük bir kısmının kaybolması anlamına gelen osteoporoz, genellikle ileri yaşlarda görülse de temeli çocukluk ve ergenlik dönemine dayanıyor. Her 3 kadından ve her 5 erkekten 1’inde görülen ancak sağlıklı süt tüketimi, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz ile önlenebilen bir hastalık olan osteoporoz, en çok menopoz dönemindeki kadınları etkiliyor. Çocuk ve gençlerde kemik kütlesini maksimuma çıkarma, yetişkinlerde kemik kütlesini koruma ve menopoz döneminde kemik kütlesindeki kaybı azaltmak için en önemli faktör ise SÜT.
Hayatın her döneminde yüksek öneme sahip olan sağlıklı süt, içerisinde bulunan bütün kalsiyum vücut tarafından emildiği için kemik sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Süt aynı zamanda Protein, Riboflavin, A Vitamini, B12, Kalsiyum, Fosfor, Potasyum ve Magnezyum gibi önemli temel besinleri de içeriyor.
Eylül ayı itibariyle Ankara, Kütahya, Hatay, Nevşehir, Çankırı, Afyon, Isparta, Mersin, Şanlıurfa, Kayseri ve Tokat’ta başlayan eğitimlerle 2,5 Milyon kişiye ulaşılması hedefleniyor. Eğitimlerin etkisi ise yaklaşık 20.000 kişiye uygulanacak anketlerle ölçülecek

KAN GRUPLARINA GÖRE BESLENME

Yapılan son araştırmalar kan gruplarıyla beslenme arasında bir ilişki olabileceğini ortaya koyuyor. Bir kan grubu için kötü olan yiyecek başka bir kan grubu için iyi olabiliyorlar. Araştırmacılar ayrıca niçin bazı insanların daha çabuk kilo aldıklarını da ortaya çıkarıyorlar. İşte kan grupları ve beslenme düzenleri:

0 GRUBU

Yemeniz gerekenler: Et, protein yönünden zengin yiyecekler.

Yememeniz gerekenler: Buğday ve diğer tahıllar.

Yapmanız gereken egzersizler: Herhangi bir aerobik programı.

Sağlık riskleri: Ülser, mafsal iltihabı.

A GRUBU

Yemeniz gerekenler: Sebzeler, karbonhidratlı yiyecekler.

Yememeniz gerekenler: Et ve yağ.

Yapmanız gereken egzersizler: Yürüyüş, yoga, meditasyon.

Sağlık riskleri: Kanser ve kalp krizi.

B GRUBU

Yemeniz gerekenler: Et, sebze ve süt ürünleri.

Yememeniz gerekenler: Özellikle yememeniz gereken yiyecek yok. Aşırıya kaçmamak şartıyla her şeyi yiyebilirsiniz.

Yapmanız gereken egzersizler: Yüzme ve yürüyüş.

Sağlık riskleri: Sinirsel rahatsızlıklar.

AB GRUBU

Yemeniz gerekenler: A ve B gruplarındaki yiyecekler sizin için de geçerlidir.

Yememeniz gerekenler: A ve B gruplarındaki yiyecekler.

Yapmanız gereken egzersizler: Rahatlatıcı, gevşetici hareketler.

Sağlık riskleri: Bağışıklık sisteminiz çok güçlü.

ŞİKAYETLERİNİZE ÇARELER

BAŞ AĞRISI: Kanadalı bilim adamları acı kırmızı çarliston biberin veya kırmızı biberin ağrıya karşı doğal bir çare olduğunu ortaya çıkardılar. Bibere keskin acılığı veren etkili madde capsaicin, ağrıya, sancıya karşı hassasiyeti de azaltıyor. Capsaicin vücutta acıyı hafifleten kimyasal maddelerin oluşmasını etkiliyor. Çarliston biberin bu arada baş ağrısına, eklem iltihaplarına iyi geldiği ortaya çıkarıldı.
KANSERE KARŞI KIRMIZI SEBZE: Domates ve kırmızı çarliston biber kansere neden olan serbest radikallere karşı en iyi koruyucudur. Çiğ ve kırmızı sebzede bulunan lycopen maddesi, radikalleri yakalamada havuçta bulunan betakarotinden daha etkilidir.
GIDA ZEHİRLENMELERİ: Eğer bozulmuş et yediğinizden şüpheleniyorsanız, hemen 3000 mg'lık C vitamini kapsülü alın. Bu sizi et zehirlenmesine karşı koruyacaktır. Eczanelerde bulabileceğiniz, hazmı kolaylaştırıcı enzimleri de deneyebilirsiniz. Bu dönemde eğer bağırsaklarınız bozulduysa, bol kepekli ve lifli besinler kullanın; sıvı alın. Asla ishal kesici ilaçlara başvurmayın.
AKŞAMDAN KALANLAR İÇİN: Aşırı içki içtiyseniz, yatmadan önce 50 mg niacin, yani B3 vitamini alın. Ciltte bir miktar kızarıklığa yol açabilir, ancak sabahın köründe baş ağrısı ve mide bulantısı çekmekten çok daha zararsızdır. B vitamini komplekslerinden de yararlanabilirsiniz.
CİLDİ NEMLENDİRMEK İÇİN: Kuru cildi altı ile sekiz hafta gibi bir sürede nemlendirmek için, her gün bir kapsül E vitamini ile bir çorba kaşığı kenevir yağı içilebilir. Bu şekilde, hücre cepheleri yağ asitleri ile güçlendirilmiş olur ve böylece suyu daha iyi tutmaları sağlanır.
UÇUKLARA KARŞI: Bir çorba kaşığı dolusu suyla karıştırılmış, yüzde 3 oranında oksijenli su ile ağzınızı çalkalayın. Sonra yaranın üzerine, bir saat boyunca, her 15-20 dakikada bir yoğurt sürün. Bu işlemi gün içinde birkaç kez tekrarlayın. Ayrıca bu süre içinde çikolata, fındık-fıstık, patlamış mısır gibi yiyecekleri kesmenizde yarar var. Bunların yerine, biftek, tavuk, yumurta ve peynir gibi, bir çeşit aminoasit olan lizin bakımından zengin yiyecekler tüketin.
UÇAK YOLCULUKLARI SONRASI: "Jet lag" denilen, uzun uçuşlar sonrasındaki bitkinlik halini en aza indirmek için, yolculuk öncesindeki üç gün boyunca, günde iki kez 25 mg'lık B vitamini kompleksi ile 1000 mg'lık C vitamini alın. Yağsız et yemeye dikkat edin, kızarmış yiyeceklerle şekerden uzak durun. Yolculuk sırasında da bol su içmenizde yarar var.
ELLERİNİZ SOĞUKTAN UYUŞURSA: Birkaç kaşık toz kırmızı bibere, birkaç damla sıvı yağ ekleyip, macun kıvamına geldikten sonra, soğuktan buz kesilmiş ellerinizi bu karışımla ovun. Biber kan dolaşımınızı hızlandıracaktır. Ama ellerinizi iyice yıkamadan asla gözünüze ya da yüzünüze sürmeyin. Yoksa kırmızı biber dokunduğunuz yeri yakacaktır.
KASLARINIZI GEVŞETİN: Sıkı bir step veya alet çalışmasının ardından, iyice gerilen kaslarınızı rahatlatmak için, bir miktar rendelenmiş havucu, nemli bir bezin içine yerleştirin ve acıyan kısmın üzerinde yarım saat kadar bekletin. Bu işlemi dilediğinizde tekrarlayın. Tuzlu bir banyo da çok iyi gelecektir.
SORUNLU DİŞLER İÇİN: Ağrıyan dişinizi, birkaç damla vanilya veya karanfil ya da kekik yağı ile ovun. Dişiniz çekildikten sonraki kanamayı durdurmak içinse, ıslatılmış bir çay poşetini 10-15 dakika kanayan bölgeye bastırın. Çay poşetleri, gümüş dolguların ağızda bıraktığı metalik tadı da alır.
GÜNEŞ YANIĞI İÇİN: Yoğurdun güneş yanığı üzerine olumsuz etkisi olduğunu artık biliyoruz. Güneş yanığı tedavisi için, toz halindeki A ve B vitaminleri ile, kenevir yağından elde edeceğiniz karışımı yanık bölgeye dikkatlice sürün. Sürtünmeden duyacağınız acıyı hafifletmek içinse, üzerine talk pudrası serpilmiş çarşaflarda uyuyabilirsiniz.
KENDİNİZİ İYİ HİSSETMEK İÇİN: Depresif bir ruh halinde misiniz? Size sihirli bir formül: Bir avuç taze biberiyeyi doğrayıp, bir şişe beyaz şaraba karıştırın ve şarabı bu şekilde dört gün beklettikten sonra süzün. Kendinize gelmeye ihtiyacınız olduğu zamanlarda bir iki çorba kaşığı için.
TATLI RÜYALAR: Uykusuzluğun en önemli sorumlularından biri, geceleri kan şekeri seviyesindeki düşmedir. Bunu önlemek içinse yatmadan önce birşeyler atıştırmakta yarar vardır. Bir basit karbonhidrat ile bir de kompleks karbonhidrat bir arada alınmalı. Tost ekmeği ile salam gibi. Ya da 20 kez esnemeyi deneyin. İnanılması güç ama işe yaradığını göreceksiniz.
ŞİŞİKLERİ AZALTMAK İÇİN: Buz torbasına bir alternatif olarak, donmuş bezelyeleri de kullanabilirsiniz. Bezelyeleri küçük torbalar halinde dondurduktan sonra, şişen bölgeye bastırın. Özellikle estetik ameliyat sonrası şişmeler için bezelyeler birebir. Minik kürecikler halinde, buzdan çok daha etkili oluyorlar.
SİVRİSİNEK ISIRIKLARI: Isırılan yeri hanımeli yağı ile ovun. Ya da cildi önce ıslatıp, üzerine bildiğimiz sofra tuzunu serpin. Bir paça diş macunu da aynı etkiyi gösterecektir. Sivrisinekleri uzak tutmak içinse B vitamini veya soğan sarımsak takviyesi öneriyoruz; vücudun salgıladığı kokular bu küçük yaratıkları kaçırmaya yetecektir.
GÖĞÜS ŞİŞİKLERİ İÇİN: Adet döneminde göğüslerinizin sızısını rahatlatmak için, daha fazla sıvı, lifli yiyecekler ve taze sebze almaya dikkat edin. Kafeinden ise uzak durun.
MİDE BULANTISI: Bir tatlı kaşığı toz zencefil, özellikle yolculuklardaki mide bulantısına karşı hem güvenli, hem de çok etkili bir çözüm olacaktır. Zencefili bir sıvıya karıştırıp içebilirsiniz.
CİLT TEMİZLİĞİ İÇİN: Cildinizdeki siyah noktalardan yakınıyorsanız ucuz ve kolay bir yöntem önerebiliriz. Mutfağınızda her zaman bulunabilecek bir malzeme olan karbonat, iyi bir cilt temizleme malzemesi olabilir. Bir kahve fincanı kaynatılıp, soğutulmuş suyun içine bir çay kaşığı karbonat koyup karıştırın. Bir pamuk yardımıyla cildinize sürün. Birkaç dakika nemli kalmasını sağlayacak şekilde, aynı işlemi tekrarlayın ve bu kez biraz bastırarak yüzünüzü silin. Burnunuzdaki siyah noktaları bu işlemden sonra rahatça sıkabilirsiniz.
ÇATLAYAN ELLERE: Eczaneden alacağınız gliserini avucunuza damlatın ve birkaç damla limonu da ekleyin. Avucunuzu ovuşturarak elinizin gliserin ve limonu iyice emmesini sağlayın. Bu işlemi yaptıktan sonra elinize pamuklu bir eldiven geçirip yatarsanız, sabah kalktığınızda ellerinizin yumuşaklığına şaşıracaksınız.
________________________________________
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRMEKİÇİN
Besinlerinizde A, E ve C vitaminleri olmasına dikkat edin. Ayrıca protein, lifli maddeler ve çinko, selen gibi eser halinde elementler de içermelidirler. Metabolizmayı hareketlendirmek ve nefes alıp vermeyi iyileştirmek için açık havada bol hareket etmeye çalışın. Sıcak-soğuk duşla direncinizi kuvvetlendirin. Düzenli olarak dinlenin. Dinlenmezseniz bağışıklık sisteminiz de görevini iyi yapmaz. Zihinsel olarak zinde olmaya özen gösterin. Grip mevsiminde içkiyi, kafeini, nikotini mümkün olduğu kadar azaltın. Bol uyuyun. Derin uyku safhasında bağışıklık sisteminin iyileşmesinden sorumlu olan hormonlar enerjiyle beslenmiş olurlar.

SAĞLIKLI BESLENME

Sağlıklı beslenme yeterli ve dengeli beslenmedir.Vücudumuzu oluşturan hücrelerin düzenli ve dengeli çalışması için besin öğelerinden yani yağlar, karbonhidratlar, proteinler, vitaminler ve minerallerden yeterli miktarda almalıyız. Vücudumuzun tüm besin maddelerine ihtiyacı vardır. Tek taraflı beslenmek yani sadece protein veya karbonhidratla beslenmek yanlıştır. Dengeli beslenerek vitaminler, mineraller ve lifler gibi önemli besin maddelerinden de almış oluruz.

Beslenme piramidi 5 ana besin grubunu içerir. Piramit en altta yer alan ve sıklıkla tüketilmesi gereken karbonhidratlarla başlar ve daha az tüketilmesi gereken gıdalara doğru gider. Bu besin grupları karbonhidratlar, mineraller, proteinler, yağ ve şekerdir.Beslenme piramidi gıdaların doğru seçimi için rehberiniz olmalıdır.


Karbonhidratlar:Alt grupta yer alan ve sıklıkla tüketilmesi gereken gıdalardır. Karbonhidratlar pirinç, bulgur, makarna gibi tahıllardır.
Mineraller: Sağlıklı yaşam için gereklidir. Mineraller (kalsiyum, bakır, iyot, demir, çinko vb.) sebze ve meyvelerde bulunur, hücre korunması ve sağlıklı diş, kemik, cilt yapısı için önemlidir. Mineraller ayrıca kalp ritmi, kan basıncı, vücuttaki sıvı dengesi gibi daha birçok düzenleyici fonksiyonlarda rol oynar.

Proteinler: Vücudun en etkili kalori yakıcı bölümü olan kas dokusunu güçlendirmek açısından çok önemlidir. Protein ette, süt ürünlerinde ve daha az olarak hububat ürünlerinde bulunmaktadır.

Yağ-şeker: Yağ ve şeker, çok az tüketilmesi gereken gıdalardır fakat A, D, E ve K vitaminleri gibi vücudumuz için önemli vitaminleri taşıma görevi yaptıklarından dolayı sağlığımız için yenilmesi de çok önemlidir. Sıvı ve katı yağlar, şeker ve tatlılar bu grupta yer alır.
Yemek yeme alışkanlığımız zihinsel ve bedensel faaliyetlerimizi etkileyen unsurlardan biridir. Sağlıksız beslenme düşünme ve kavrama yeteneğinin azalmasına ve hafıza kayıplarına neden olur. Günde 8 saat uyuduğunuz halde kendinizi yorgun hissediyor, bedensel, zihinsel faaliyetlerinizde çabuk yoruluyor, hafıza ve düşüncenizde azalma görüyorsanız mutlaka yemek yeme alışkanlığınızı gözden geçirin ve aşağıdaki önerilerimize bir göz atın.

Dengeli Beslenme Önerileri:
Doymuş yağ (tere yağ, kuyruk yağı) oranı yüksek besinleri daha az tüketin.Yeterli miktarda doymamış yağ (ay çiçek, mısırözü, soya, fındık, zeytin yağı) almaya dikkat edin. Yarım yağlı süt, yağsız yoğurt tüketin.Yağlı kırmızı et yerine yağsız et, kuru baklagiller (nohut, mercimek, fasulye gibi) balık ve tavuk tercih edin. Süt ve süt ürünleri de (yoğurt, peynir vb.) tüketilmeli fakat bunlarında az yağlı olmalarına dikkat edilmeli.Yemeklerinizi haşlama, fırında pişirme veya ızgarada pişirme yöntemleriyle pişirirseniz yemeğe eklenecek yağıda azaltmış olursunuz.
Aşırı şekerli gıdalardan kaçınmalı ve hatta çay, kahve gibi içecekler şekersiz içilmeli veya şeker miktarı azaltılmalıdır.
Gıdalardan aldığımız günlük tuz miktarı 6 gr.ı (bir tatlı kaşığı) geçmemelidir. Bu miktara yemeklerden, ekmekten, içeceklerden aldığımız tuz miktarı dahildir. Tuz tüketimi ile yüksek tansiyon arasında ilişki bulunmaktadır. Yüksek tansiyonu olanlar doktorlarının tavsiyesine göre ya hiç tuz kullanmamalı yada miktarını azaltmalıdır.
Güne kahvaltınızı yaparak başlayın. Gece boyu gıda alımı olmadığından beyninizin sabah kalkınca enerjiye ihtiyacı vardır. Daha sonra gıda alımınızı kahvaltıdan başlayarak gün içine yaymanız daha etkin kalori yakmanıza neden olur.Öğünlerinizi önceden belirleyiniz.Mümkünse yediklerinizi 3 ana öğün, 3ara öğüne bölün az ve sık beslenin.Bol su için, yiyecekleri iyice çiğneyin. Her yemek yediğinizde midenin 1/3’ünü boş bırakın. Tam olarak dolu mide sağlığımızın zaman içinde bozulmasına ,erken yaşlanmaya neden olur.Midenizi katı gıdalarla doldurmayın .Katı gıdalarla dolu mide içeriğinin gerekli öz suyu her tarafa dengeli ulaştırması güçleşir ve sindirim zorlaşır. Düzenli yemek yiyenler daha dengeli ve sağlıklı beslenmekte ve ideal kilolarını korumaktadırlar.
Zihinsel faaliyetlerin gerektirdiği enerji kaynaklarının en önemlilerinden biride meyvelerdir. Beynin oksijen dışındaki tek enerjisi glikozdur. Glikoz meyvelerde hazır halde bulunur. Diğer gıdalarla alınan şeker midede yakılarak glikoza çevrilir. Bu nedenle meyveleri aç karnına yemeliyiz.Meyveler yemeklerden 30 dakika önce veya 3 saat sonra alınmalıdır.Mide doluyken alınan meyveler midede kalıp besin değeri kaybolup orada mayalanacağı için bütün sindirim sistemimizi yorar.
Vücudumuzda dakikada 10 milyon hücre ölür ve bir o kadarı da yenilenir. Ortalama 100 günde (beyin ve sinir hücreleri hariç) bütün vücudumuz yenilenir.Düzensiz kötü beslenme yenileme sistemini aksatır. Cildiniz canlılığını, tazeliğini kaybeder ve en önemlisi hastalıklara açık olursunuz. Yorgunluk, çabuk yorulma, baş ağrısı olabilir. Düşünce ve hafıza sistemi bulanıklaşır.Bu nedenlerden dolayı düzenli ve sağlıklı beslenmeye dikkat etmeli ve yemek için yaşamamalı sadece yaşamak için yemeli görüşünü benimsemeliyiz.

Aile Hekimliği Türkiye Modeli

Sağlık hakkının korunması, bireysel sağlıktan toplum sağlığına uzanan zorlu bir süreç gerektirir. Genel tıp hekimliği, başta Avrupa ülkelerinde olmak üzere birçok dünya ülkesinde başarıyla uygulanmakta, birinci basamağın önemi ve maliyete etkisi giderek daha iyi anlaşılmakta, yapılan reformlarla daha da yaygınlaştırılmaktadır.
Dünyada yaygınlaşan anlayışa göre temel sağlık hizmetleri tanımına birinci basamaktaki tanı ve tedavi hizmetleri ile rehabilitasyon hizmetleri de dahil edilmektedir. Temel sağlık hizmetleri konseptinin yeni modelinde aile hekimleri ana görevi üstlenmektedir.
“Sağlıkta Dönüşüm Programı” çerçevesinde yeni bir bakış açısıyla, şimdiye kadar çözülmemiş sorunlara çözüm bulma amacını gerçekleştirmede en önemli adımlardan birisi olan Aile Hekimliği Uygulaması nihayet hayata geçiriliyor. Aile hekimliği ile ilgili olarak ülkemiz insanlarının emekleriyle ortaya koyduğu değerleri dikkate alan bir anlayışla yola çıktık.
Aile Hekimliği Türkiye Modelini, geçmişte yapılan bütün çalışmaları değerlendirerek, sağlıkta önemli mesafeler kat etmiş veya bu yolda ilerleyen çeşitli gelişmiş ve gelişmekte olan ülke örneklerini yerinde inceleyerek, ülkemizin koşullarını da göz önünde bulunduran bir anlayışla hazırladık.
Geçmişi reddederek değil, geçmişi değerlendirerek yeni bir uygulama inşa etmeye çalışıyoruz. Bu amaçla çıktığımız yolda, artık Dünya ülkelerinde genel kabul görmüş aile hekimliği uygulamasının her aşamasında, uygulamanın yapılıp yapılmamasını tartışmak yerine, nasıl yapılması gerektiği konusunda ortak değerimiz olan sağlığa katkıda bulunan ve bulunması muhtemel herkesi yanımıza çağırıyoruz.
Aile hekimliği uygulaması ile ilgili tüm çalışmalar, Sağlık Bakanlığı ilgili birimlerinin, konularında uzman hekim ve öğretim üyelerinin, uzmanlık derneğinin, birinci basamakta çalışan hekimlerin geniş katılımlarıyla hazırlandı. Çalışmaya katkıda bulunan herkese, bugüne kadar ülkemizde sağlığın ve sağlık sistemlerinin gelişmesine emeği geçen bütün hükümetlerimize, gönüllü kuruluşlarımıza, ülkemize destek veren uluslararası kuruluşlara, ilgili özel ve tüzel kişilere bu vesile ile teşekkürü borç biliyorum.
Tüm milletimizi içine alan sağlıklı yaşamanın ön plana çıktığı aile hekimliği uygulamasının sağlayacağı faydalar ile hep beraber daha iyiye gideceğimiz inanç ve umuduyla hepinize saygılar sunuyorum.
PROF. DR. RECEP AKDAĞ
T.C. SAĞLIK BAKANI

Mucizevi metod: Transformal Nefes

Yaşamımız boyunca milyarlarca kez nefes alıp veriyoruz. Peki hiç düşündünüz mü? Acaba doğru nefes almayı biliyor muyuz? İşte anahtar kelime: Transformal Nefes!
Yapılan araştırmalara göre yetişkin bir insan günde yaklaşık 23 bin kez nefes alıp verir. Peki yaşam boyunca bu kadar çok tekrarlanan bu eylemi ne kadar doğru yapıyoruz? Hayati bir soru daha: Doğru nefes alıp vermeyi öğrendiğimizde hayatımızda nelerin değişeceğini biliyor muyuz?
Amerika ve Türkiye’de aldığı eğitimler sonrası ülkemizde 2000 yılında ilk Yoga Dergisi’ni çıkaran ve 2002 yılında da İzmir’in ilk yoga okulunu kuran Nevşah Fidan, Türkiye’deki ilk Yoga Festivali’nin de düzenleyen bir Transformal Yaşam Koçu.
Yoga’yla ilgili çalışmalarını sürdürürken transformal nefes metoduyla tanışan Nevşah Fidan, yoğun çalışmalar sonucunda transformal nefes terapisti ve eğitmeni olarak Türkiye’de ve dünyada sayılı isimler arasına girdi.
Dünyanın 5 eğitmeninden biri olarak kabul edilen ve sürekli transformal nefes eğitimi ile ilgili seminerler ve çalışmalar yapan Nevşah Fidan, mucizevi metod olarak tanımladığı Transformal Nefes’i şu cümlelerle anlatıyor;
“Nefes aslında en eski uygarlıklardan bugüne gelmiş bir şifa metodu. Nefes almanın faydaları hakkındaki bilgilerimizin de çoğu eski Doğu felsefelerinden geliyor. Bilinçli nefes almanın gücü Doğu’da yüzyıllar boyunca manevi aydınlanmanın bir aracı olarak kullanılmış. Akıl-beden bağlantısına olan ilgi ve bu alandaki araştırmalar ise Batı’da hızla yayılmakta. Batılı araştırmacılar nefes alışkanlığımızı değiştirmenin zihinsel ve duygusal durumumuzu da değiştirdiğini keşfettiler artık… Nefes alışımızın derinliğini, ritmini ve hızını değiştirmek suretiyle kimyamızı, duygularımızı, tutumumuzu ve hatta görünüşümüzü değiştirebiliyoruz. Ve bu değişiklikler ile bakış açımız kendimizi daha olumlu bir akıl-beden durumuna geçirecek şekilde değişebiliyor. Bu sistem ile yaşantımızı dramatik şekilde iyileştirebilmek mümkün!”
Transformal Yaşam Koçluğu nedir?
Transformal Yaşam Koçluğu kişinin istediği her şeyi gerçekleştirebilmesini, ‘imkansız’ olarak görülen şeyleri ‘imkanlı’ya çeviriyor. Diğer bir deyişle transformal yaşam koçluğu; sınırlayıcı düşünce ve nefes alışkanlıklarının temizlenerek gerekli zaman, enerji, şevk, istek, bilgi, birikim, ve potansiyel gücün ortaya çıkarılmasını sağlayan dünyada uygulanan en gelişmiş kişisel terapi sistemidir.
Transformal Nefes Terapisi şu anda dünyanın en hızlı yayılan ve en etkili arınma tekniği. İyi nefes alıp vermeye başlamak bu güne kadar üç binin üzerinde kişinin hayatını değiştirdi, hepsinin yaşamına sağlık, mutluluk ve huzur getirdi.
Starlar bu metoddan vazgeçmiyor…
Türkiye’deki sanat, spor ve iş dünyasındaki birçok ünlü ismin yeni keşfettiği bu yöntem, dünyada da hızlı bir şekilde yayılıyor. Ancak bu yöntemin en hassas noktası eğitmenler. İşte Nevşah Fidan da bu alanda dünyanın en iyi 5 eğitmeni arasında gösteriliyor. Gülben Ergen hamilelik döneminde Nevşah Fidan ile nefes egzersizleri yaparak bu mucizevi metoddan yararlanırken, Ajda Pekkan, İclal Aydın, Sinem Güven, Ebru Şallı, Fadik Sevin Atasoy, Kürşat Başar, Petek Dinçöz, Seda Sayan ve iş dünyasının bir çok ünlü ismi bu egzersizlerin önemine inananlardan.
Nefes kapasitenizin %100ünü kullanabildiğiniz zaman ömür boyu;
• Genç
• Canlı
• Işıl ışıl
• Sağlıklı
• Neşeli
• Kalabilmek mümkün!
Transformal Nefes Tekniği uygulayanlar yaşamlarında:
• Daha fazla fiziksel ve mental enerji
• Daha az eleştiri
• Ne olursa olsun mutlu olabilme
• Mental açıklık ve netlik
• Tanrı ve evren enerjisi ile kuvvetli bağlantı
• Bol neşe: neşe ve sevgiyi bol bol alabilme ve verebilme
• Duygusal ve fiziksel acıların tamamen yokolması
• Kötü alışkanlıkların tamamen ortadan kalkması
• Hayatla ilgili zor sorulara cevap bulunması
• Daha sağlıklı ve enerjik bir yaşam tecrübe ediyorlar…

Bilinçli nefes almanın faydaları
Son yapılan bir araştırmalar her gün aldığımız toksinlerin yüzde yetmişinin nefes ile atıldığını ortaya koyuyor!
Derin, tam nefes aynı zamanda iç organlar ve karın kaslarına masaj yapıyor ve güçlendiriyor.
Yine araştırmalar gösteriyor ki diyafram nefesini öğrenen kalp hastaları kalp sağlıklarını önemli ölçüde iyileştirebiliyorlar.
Araştırmacılar yüksek tansiyon bulguları ve endişenin bilinçli nefes alma ile hafifletilebildiğini kanıtladılar.
Etkin nefes almanın fiziksel faydalarının yanı sıra, bazı özel nefes alma teknikleri duygusal strese de yöneltilebilir.

“Amerikalılar’ın %90’ı Türkler’in ise %80’i nefeslerini kısıtlıyor”
Transformal Yaşam Koçu Nevşah Fidan; “Grup ve bireysel seanslarda Amerikalıların %90’ının, Türklerin ise %80’inin nefeslerini kısıtladıklarını gözlemledik. Kısıtlama, hoşumuza gitmeyen bir duyguyu kabullenmekten kaçınmak için nefesimizi tuttuğumuz zaman ortaya çıkıyor. Nefesimizi tutarak duygularımızı deaktive ediyoruz, böylelikle bu duygular baskılanıyor ve bilinçaltımızda saklı kalıyorlar. Bu duyguları baskılamaya devam etmek (yani hepsini içimizde tutmak) korkunç bir enerji gerektiriyor ve bedenimizde kronik gerginliğe yol açıyor. İşte bu yüzden sabahları yataktan kalkmak için enerjimiz yok. İşte bu yüzden hastalanıyoruz, yaşlanıyoruz. Hücrelerimiz bu yüzden ölüyor” dedi.
NEVŞAH FİDAN KİMDİR?
İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nü bitirdikten sonra uzun yıllar yoga ve meditasyon eğitimlerine Türkiye ve Amerika’da devam eden Nevşah Fidan, 2000 yılında Türkiye’nin yogayla ilgili ilk yayını YOGA DERGİSİ’ni yayınlamaya başladı. 2002 yılında İzmir’de ilk yoga okulu olan Living Yoga Yoga ve Meditasyon Okulu’nu kurdu. 2003 yılında Swami Vivekananda Yoga Ashram Yoga Instructors Certificate programına katıldı ve yoganın terapi yöntemleri ile tanıştı. 2004 yılı Mayıs ayında Yoga Dergisi ana sponsorluğu ve Fidan'ın başkanlığında yurtiçi ve yurtdışından 50 yoga eğitmeninin ve yaklaşık 600 kişinin katılımı ile Türkiye’nin İLK YOGA FESTİVALİ’ni düzenledi. 2004 yılında Çeşme Altınkum’da yine Nevşah Fidan'ın başkanlığında ve Yoga Dergisi ana sponsorluğunda 1. OSHO COŞKU VE MEDİTASYON ŞENLİĞİ’ni düzenledi. Fidan ilerleyen yıllarda ''Transformal Nefes'' ile tanıştı ve tüm konsantrasyonunu, enerjisini ve ilgisini bu metoda çevirdi. Kısa zamanda Transformal Nefes Terapisti ve eğitmeni olan Nevşah Fidan Türkiye'de ve dünyanın çeşitli yerlerinde Transformal nefes özel ve grup seansları vermeye devam ediyor. ‘’Yansımalar’’ ve ‘’Ayağımdaki Parmaklar’’ adlı iki kitabı bulunan Nevşah Fidan çeşitli dergi ve gazetelere yazılar yazıyor, şu anda üçüncü kitabı “Yazsam Film Olur”u piyasaya sürmeye hazırlanıyor.

Böğürtlenle gelen şifa

İnsan sağlığında önemli rolleri olan böğürtlenin, yaşlılıktan kaynaklanan hafıza kayıplarını önlediği, ishallerde çok faydalı olduğu, ağız yaralarına ve ayak yorgunluklarına da iyi geldiği, ayrıca iyi bir güzellik losyonu olarak da kullanılabildiği bildirildi.
Türkiye'de yol kanarlarında, korularda ve ormanlarda sık rastlanan, çok kişinin tanıdığı dikenli bir kır bitkisinde yetişen böğürtlenin, organik asitler, mineraller ve vitaminler bakımından çok zengin bir meyve olduğu belirtildi. Güney Florida Üniversitesi bilim adamlarının bulgularına göre, böğürtlenin yaşlılık kaynaklı hafıza problemlerinin giderilmesinde önemli rol oynadığı tespit edildi. Antioksidanlar açısından oldukça zengin bir meyve olan böğürtlenin, yaşlılıktan kaynaklanan hafıza kayıplarını önlediği, ishallerde çok faydalı olduğu, ağız yaralarına ve ayak yorgunluklarına da iyi geldiği ifade edildi.
Meyveleri tam olgunlaştıktan sonra daha şifalı olan böğürtlenin faydaları şunlar: "Böğürtlen, hafızayı dinç tutuyor, yaraları kapatıyor ve ishali anında kesiyor. Özellikle bayanlar için ayrıca bir güzellik ilacı. Eller için çok iyi bir güzellik losyonudur. Böğürtlen yaşlılıktan kaynaklanan hafıza kayıplarını önlüyor, ağız yaralarına iyi geliyor. İshalde, böğürtlenin sıkılarak elde edilen suyu ishallerde çok faydalıdır. Ancak böğürtlen suyu saklanamaz, taze içmek gerekir. Saklanırsa sirkeleşir. Ağız yaralarında, gerek taze ve gerekse kurutulmuş 20 gram böğürtlen yaprağı 1 litre suda
haşlanırsa, bu çay ağız yaraları için çok faydalıdır. Ayak yorgunluklarında böğürtlenin sürgünleri ve kökleri 100 grama 1 litre su ölçüsüyle kaynatılırsa, ılıyınca ayak banyosu olarak kullanılabilir. Ayak yorgunluklarına çok iyi gelir. Güzellik için, böğürtlen çiçekleri ise 50 grama bir 1 litre su ölçüsü ile kaynatıldığı zaman, elde edilecek bu şifalı su eller için çok iyi bir güzellik losyonudur."

Bel ağrılarınız için: Chiropractic

"Chiropractic" elle uygulama anlamına gelir. Chiropractic uygulamalarının amacı vücudunuzun iletişim ağı olan sinir sisteminde oluşan stres, baskı, basınç, sıkışmayı gidererek rahatlama sağlamaktır. Vücudun kendi kendini iyileştirme yeteneğinin doğal olarak bulunduğuna inanan bir yöntemdir. Chiropractic bu konuda vücuda sadece yardımcı olmaktadır.

Ameliyat ve ilaç gibi yöntemlere başvurmadan şikayetlerin giderilmesi alternatifini sağlar. Bu şikayetler bel ağrısı, boyun ağrısı, baş ağrısı ve diğer kas, iskelet sistemi ağrıları olabilir.

Chiropractic eğitimi ülkeye göre değişiklik gösterir ancak üniversite seviyesinde 5 ile 7 yıllık eğitim gerektirir. Örneğin Amerika"da eğitim toplam 6 yıldır. Okula giriş için gereken zorunlu bilim ve diğer derslerin bulunduğu 2 yıllık temel eğitimden sonra 4 yıllık Chiropractic üniversite eğitimi alınır.

Subluxation nedir?

Vücudumuzdaki sinir sistemindeki stres, omurgamızdaki omurların yerinden kaymış veya zorlanmış olmalarından kaynaklanır. Bu duruma "subluxation" adı verilir. Bu durumun çeşitli sebepleri olabilir.

Fiziksel sebepleri: Kayma, düşme, trafik veya benzeri kazalar, tekrar edilen bazı hareketler ve vücudu zorlayan pozisyonlarda bir obje taşıma.

Kimyasal sebepleri: Alkol, ilaç ve kötü beslenme.

Psikolojik sebepler: Stres gibi insanların üzerinde çok çeşitli rahatsızlıklara yol açabilecek duygulardır.

Subluxation'ın sonuçları nelerdir?

Normal pozisyonunu kaybetmiş olan omur yarattığı mekanik baskı, stres ile etrafını saran omurga kaslarını, bağları, eklemleri ve diğer omurga dokularını yıpratır. Sinir dokusu da gerilir ve yıpranır. Bu da sinirlerden yani vücuttan beyne giden mesajlarda değişiklikler oluşturur ve bundan dolayı sinirdeki basınç, uyuşma, karıncalanma, spazm, zayıflık hissi, normal olmayan organ fonksiyonları ve ağrı gibi sonuçlar doğurur. "Subluxation" durumu bu belirtiler ortaya çıkmadan da mevcut olabilir, aynı dişlerde başlayan çürük gibi kendini ağrı ve benzeri rahatsızlıklar ile göstermeden önce koruyucu tedbirler alınmalıdır.

Adjustment nedir?

Chiropractor kişi üzerinde yaptığı detaylı bir inceleme ile "subluxation" durumlarının nerelerde oluştuğunu ve ciddiyet seviyesini belirler. Elle uyguladıkları rehabilitasyon metodları ile sinirdeki basıncı ortadan kaldırırlar. Buna "adjustment" adı verilir. Amaç vücudun kendini tedavi etme özelliğini ortaya çıkarmaktır.

Uygulama ne kadar devam etmelidir?

Chiropractic uygulamalar kişinin bünyesine göre değişim gösterir. Kişilerin bu uygulamaların etkilerini farklı zamanlarda görmesi doğaldır. Kişinin yaşı, genel sağlık durumu, kas durumu, günlük beslenme şekli bu süreç üzerinde belirleyici önem taşır. Chiropractor bu uygulamaların olması gereken süresi ve sıklığı konusunda kişinin durumuna göre önerilerde bulunur. Bu aşamada istenen sonuca ulaşabilmek için uygulama önerisine disiplinli devamlılık gösterilmesi ana şarttır.

Detoks

Toksik atma programı bahar temizliği uygular gibi, vücudu zehirli artıklardan arındırır, cildin ve organların temizlenmesini sağlar. Özellikle karaciğer, böbrek ve cildi temizleyerek birikmiş artıkları sistemden temizler.
• Hayatınız üzerinde kontrolü sağlar vücudu dengeler, sağlıklı olma oranınızı yükseltir.
• Program, vücudu ateşleme ve kaynaklarını maksimum düzeyde kullanmayı sağlar.
• Vücudun çalışması için gerekli enerjinin toplanmasını sağlar, kayıp ve zararları giderir.
• Kötü alışkanlıklarınızın zararlı yan etkileri azaltır.
• Direnci yükselterek savunma sistemini güçlendirir.
• Vücudu içten temizler.
• Kan dolaşımınızı düzenler ve lenf sistemine destek verir.
• Selülit, yağlanma ve kilo fazlalıklarından kurtulmanız için vücudu düzene sokar.

Detoks programı, gıda kombinasyonu, gerekli bakım ve egzersiz ile vücudunuzu dengeye getirebilirsiniz.

Günlük yiyeceklerimizden normalden az veya yüksek dozlarda kullanılırsa problemler ve dengesizlikler yaratmaktadır. Örneğin, demir eksikliği kansızlık yaratırken, yüksek doz alkol alışkanlığı C vitamini eksikliği yaratmaktadır. Aşırı domates asit yarattığı için hazım sorunu yaratırken, mantar bağırsakların bakterisini bozduğu için mantarımsı rahatsızlıklar oluştuğunda direncimizi azaltır. Yüksek dozda portakal suyu içmek karaciğeri tıkar. Sürekli yediğiniz, istekle aradığınız gıdalar bir süre sonra alerji yaratabilir, vücut bu gıdalara karşi toleransını bozabilir.

Detoks esnasında tüm aşırı gıdalar elimine ediliyor, ayrıca hazır ve rafine gıdalar tüketilmiyor. Gıdaları taze ve işlenmemiş olarak kullanmak gerekiyor. Tüm katkılı maddesi içeren gıdalardan uzak durulması detoks için şarttır.

Yiyecekleri seçerken kutu veya konserve olmamasına dikkat etmek gerekiyor.

Kötü yiyecekleri elimine ettikten sonra iyi yiyecekleri vücudumuza eklemeye başlıyacağız. Belirli gıda grupları var ki genel sağlığımızı düzenler, halbuki bunlar günlük olarak yiyeceklerimizin arasında bulunmamaktadır.

Bu faydalı gıda gurupları ise:
• Kuru meyveler
• Çiğ sebzeler
• Potasyum açısından zengin gıdalar
• Sarımsak
• Humus
• Filizlenmiş tohumlu sebzeler ve fasulyegiller
• Pirinç unu
• Pancar

Diğer bilinen faydalı gıdalar:
• Taze meyve
• Taze sebze
• Balık
• Bitkisel çaylar
• Su

Genel dengeye ulaşmak için diğer yapılması gereken bakımlar ve işlevler de yapılmalı, iç sistemlerin kendini temizlemede etkisini artırmalıyız. Karaciğer, böbrek, lenf sistemi ve kan dolaşım sistemini güçlendirmeliyiz.

Masaj, kuru cilt fırçalama, duruş düzenlemesi, egzersiz, nefes alma teknikleri, magnezyum banyoları, aromaterapi yağları Detoks sistemini güçlendiren bakımlardır.

Zehir atma programı 30 gün sürmelidir. Konsantrasyon ve efor harcanmalıdır, ömrünüzü göz önüne alırsak az bir zaman. Yedinci günün sonunda faydalarını görmeye başlayacaksınız. Programı çok ciddi takip etmelisiniz. Detoks programını yaşam biçiminize adapte etmelisiniz, uzun süre yapmalı, hayatınız boyunca belirli devrelerde uygulamalısınız.

Minimum 30 gün uygulamayı sürdürmelisiniz, bu süreden daha az süre uygularsanız tam bir Detoks uygulamamış olursunuz. Detoks uyguladığınızda belirli değişiklikler oluşacaktır, eğer bunları hissetmezseniz tam bir temizleme olmadığını anlayabilirsiniz, bunu takip ederek devamını sağlayabilirsiniz.

Detoks programı içinde bazı bölümleri devamlı kullanacaksınız, bazılarını yavaş yavaş elemeye başlayacaksınız. Bu program sonrası yeme alışkanlığınız değişebilir, eskiden çok sevdiğiniz bir içecek veya gıda size tatsız gelmeye başlayabilir. Örneğin; kahve, bunun nedeni zehirli maddelerin atılması ile ilgili. Ayrıca bu programa alıştıktan sonra gerektiğinde bir haftalık uygulama ile vücudu toparlarsınız.

Detoks programı esnasında oluşacaklar;

Program bittiğinde kendinizi harika hissedeceksiniz, enerjiniz yükselecek daha rahat uyku uyuyacaksınız. Zihniniz sağlıklı düşünecek ve canlı uyanacaksınız, cildiniz güzelleşecek, doku yumuşak olacak, genel vücudunuz toparlanacak, kaslarınız daha sıkı, vücudunuz daha zinde olacak ve o genel yorgunluk hali kaybolacak.

Bu programla birlikte bir kaç yan etki meydana gelecek, bunlar toksik atmanın doğal süreçleridir.


1. Eğer kahve veya çay içme alışkanlıklarınız varsa bir iki gün baş ağrısı çekersiniz.

2. Şeker, makarna ve hamur işleri kullananlar adepte olana dek kısa süreli enerji kaybı yaşarlar.

3. Vücudun en büyük organı cilt olduğu için yüz ve vücutta tepki olarak sivilcelenme oluşabilir

4. İlk günlerde dilde tabaka oluşur birkaç günde ağız kokusu meydana gelir ama sonra geçer.

5. Diğer yan etkiler programı aksatma sonucu meydana gelir, belirli aralıklarda kendinizi yorgun hissedersiniz, bunun nedeni yeterince faydalı gıda gurubunu yemediğinizden kaynaklanır.

6. Yan etkileri hissetmek, detoks programının iyi sonuçlar verdiğinin göstergesidir.

Yirmilik dişin mi var, derdin var!

Yirmi yaş dişleri, diğer bir deyişle akıl dişleri, ağızda en son çıkan ve en fazla soruna neden olan dişlerdir. Genellikle 17 ilâ 25 yaşları arasında çıkmaya başlar.
Çenede yeterli alan olmadığı durumlarda 20 yaş dişleri tam çıkamaz; gömük, ya da yarı gömük kalır. Diş yüzeye çıkamadığı için kişiye rahatsızlık verir, kimi durumlarda yüzde ani şişliklere veya çenelerin kilitlenmesine yol açar. Şiddetli ağrılar, görülür. Bu sebeplerle sorun yaratan 20’lik dişlerin mutlaka kontrol edilmesi ve diş hekiminin uygun görmesi halinde çekilmesi önemlidir. 20 yaş dişi için genç yaşlarda yapılan operasyonlar teknik bakımdan daha kolay olurken, iyileşme de daha kısa sürede olur.
Öte yandan, 20 yaş dişlerinin ağızda bırakılıp bırakılmaması konusu tartışmalıdır. Diş Hekimi Protez Doktoru Çağdaş Kışlaoğlu, 20 yaş dişi eğer doğru pozisyonda sürüyorsa ve çevre dokulara zarar vermiyorsa bu dişin yerinde kalmasında bir sakınca olmadığını söylüyor. Dr. Kışlaoğlu’na göre, çene kemiğine kaynaşmış ve anormal pozisyonlu bir dişin (röntgenle tespit edilmiş) ileride yol açacağı sıkıntılar göz önüne alınarak çekimine karar verilebilir.
Diş arkındaki yer darlığı durumlarında dişin sürmesi dişeti-kemik ve diğer komşu diş engeline takılabilir.
20 yaş dişi hangi durumlarda çekilir?
Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu, 20 yaş dişinin şu durumlarda çekilmesi gerekebileceğini söyledi:
Çürük: 20 yaş dişinin pozisyonundan dolayı o dişte veya komşu dişte çürük görülebilir.
Diş eti enfeksiyonu: 20 yaş dişinin tam çıkmadığı durumlarda yemek artıkları ve bakteriler 20 yaş dişinin çevresindeki diş etinin altına girerek enfeksiyona neden olur. Bunun sonucunda ağız kokusu, ağrı, yüzde şişme ve ağız açıklığında azalma görülebilir. Enfeksiyon lenfler aracılığı ile yanak ve boyuna doğru yayılabilir.
Basınç ağrısı: Sürmeye çalışan 20 yaş dişinin komşu dişlere basınç yapmasından dolayı ağrı olabilir. Bazı vakalarda bu basınçtan dolayı dişlerde aşınma olur.
Ortodonti: Pek çok genç hasta dişlerindeki çapraşıklıkları düzelttirtmek için ortodontik tedavi görmektedir. 20 yaş dişleri sürerken yer darlığı nedeniyle özellikle ön bölgede diş çapraşıklıklarının artmasına neden olur.
Protez: Total protez kullanan hastalarda gömük 20 yaş dişleri sürmeye başlarsa protezde uyumsuzluk, vuruk ve kullanamama problemlerine sebep olabilirler. Bu yüzden total protez yapılacak hastalarda da panoromik röntgen incelemesi büyük önem taşır.
Kist oluşumu: Gömük ya da yarı gömük 20 yaş dişinin çevresindeki yumuşak dokuda kist oluşabilir. Bu kist ve dişin alınması, ileride oluşabilecek kemik ve komşu diş harabiyetini önleme açısından büyük önem taşır. Nadiren de olsa kistin içinde tümör gelişebilir veya kistin aşırı büyümesine bağlı olarak çenede spontan kırıklar meydana gelebilir.
Diğer diş çekimlerinden farklı mıdır?
Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu, yirmilik dişin konumu, şekli ve boyutuna bağlı olarak uygulanacak işlemin zorluk derecesinin değiştiğini söyledi. Çekimden sonra hafif bir şişlik, ağrı ve kanama olabileceğini belirten Dr. Kışlaoğlu, “Daha özel işlemler gerektiren bazı kompleks çekimler de uygulanabiliyor. Diş hekiminizin alacağı önlemler ve bulunacağı tavsiyeler yan etkileri en az seviyeye indirger” dedi. 20 yaş dişinin çekimi sonrası “dry soket” denen bir iyileşme bozukluğu yaşanabilir. Dr. Kışlaoğlu, bununla ilgili olarak da “Çekim boşluğunda kan birikmez ve ağrı olabilir. Birkaç gün içinde durum düzelir. Diş hekiminin tavsiyelerine uyulduğu sürece hastanın bu olayla hiç de karşılaşmaması mümkündür” diye konuştu. Çağdaş Kışlaoğlu, 20’ yaş dişiyle sorun yaşayanlar için, ileri yaşlarda kemik yapısı yoğunlaştığı ve esneklik azaldığı için çekimin zorlaşacağı, iyileşmenin de daha yavaş olacağı hatırlatmasında bulundu.
Operasyon sonrası bakım nasıl olmalı?
Diş hekimi Çağdaş Kışlaoğlu, 20’lik dişin çekilmesinden sonra neler yapılması gerektiğini de şöyle anlattı:
Yara yeri kesinlikle kurcalanmamalı, yoksa ağrı, enfeksiyon veya kanama gelişebilir.
İlk 24 saat boyunca diş çekilen tarafla çiğneme yapılmamalı.
İlk 24 saat sigara içilmemeli, Çünkü sigara kanamayı arttırıp iyileşme sürecini uzatır.
Hastanın tükürmemesi gerekir, yoksa kanama artar ve pıhtı yerinden oynayabilir.
Kanama kontrol edilmeli. Eğer dikiş atılmamışsa steril gazlı bezle tampon yapılır. Pıhtı oluşumu için tampon yarım saat ağızda tutulmalı. Tampon alındıktan sonra kanama devam ediyorsa yenisi konur.
Şişkinliğin kontrolü. Operasyon sonrası bölgeye soğuk bir tampon uygulayarak dolaşım yavaşlatılır ve yüzün şişmesinin önüne geçilir. Uygulama şöyle olmalıdır: 20 dakika soğuk tampon, 20 dakika ara, sonra tekrar 20 dakika soğuk tampon şeklindeki periyotlarla devam edilir.
İlk 24 saatten sonra her 2 saatte bir ılık tuzlu suyla ağzı gargara yapmak gerekir. Karışım, 1 bardak ılık suya 1 çay kaşığı tuz ilave edilerek hazırlanır.

Xenical 120 mg'ın bazı serileri eczanelerden çekiliyor

Sağlık Bakanlığı, ''Xenical 120 Mg'' adlı zayıflama ilacının bazı serilerinin, firmanın talebi üzerine eczanelerden çekilmesini istedi.
Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü, ilgili ilaç firmasına, 81 ilin valiliğine ve sağlık müdürlüklerine gönderdiği resmi yazıyla, Roche Müstehzarları San. A.Ş'nin ruhsatına sahip olduğu ''Xenical 120 Mg'' adlı zayıflama ilacının M1209, M1221 ve M1251 seri numaralarının eczanelerden çekme işlemi yapılmasını bildirdi.
Geri çekme isteğinin yer aldığı yazıda, ilacın 3 serisinin çözülme hızının limit dışı bulunmasının, ürünün kalitesi, güvenirliği ve etkinliği yönünden sorun yaratacağı kaydedildi.
Zayıflama ilacı olarak kullanılan Xenical 120 Mg. eczanelerde kutusu 63.50 YTL'den satılıyor.

Soğuk havada cildinize dikkat!

Aşırı soğuklar cildimizin düşmanı. Kuruma ve çatlamalara karşı nemlendiriciler imdadımıza yetişiyor. Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Öğretim üyesi Doç.Dr. Ahmet Karacalar, yurt genelinde etkisini sürdüren aşırı soğuk havaların insan cildinde bir çok olumsuzluklara neden olduğunu söyledi. Şiddetli ağrılara yol açabilir Soğuk havaların ciltteki hücreleri tahrip ettiğini, bu nedenle deride bazı sağlık sorunlarının artış gösterdiğini vurgulayan Doç. Dr. Ahmet Karacalar, tahribatın cildin yumuşaklığı ve esnekliği bozduğunu kaydetti. "Tahribatla kuruma, çatlama, kanama, döküntü, kepeklenme ve kaşıntı gibi sorunlar ortaya çıkıyor" diyen Karacalar, "Daha çok soğuğa maruz kalan el ve yüzlerde görülen bu sorunlar, büyük sorunlara oluşuyor. Derideki çatlakların derinleşmesi şiddetli ağrıları da beraberinde getiriyor. Dudaklarda sorun artıyor Derisi daha hassas olduğu için dudakta görülen sorunlar daha büyük oluyor. İltihaplanmalarla birlikte yutma güçlüğü gibi sorunlar da görülebiliyor" dedi. Soğuk havanın egzama veya sedef gibi deri hastalıklarını alevlendirdiğine dikkat çeken Karacalar, "Damar rahatsızlıkları veya bağ dokusu hastalıkları bulunanlar veya Siclerodermal hastalığı olanlar, soğuk havadan daha çok etkilenebiliyorlar. Bu kişilerde soğuk hava ile birlikte özellikle parmak uçlarında büzülme ve damarlarda sıkışma meydana gelir. Bu sıkışma ile birlikte parmak uçlarında ülserler oluşabilir ve şiddetli ağrılar yaşanır. Bu kişilerin soğuk havaya karşı diğer insanlardan daha fazla korunmaları gerekir" diye konuştu. Soğuğa çıkmadan önce nemlendirici Soğuğa çıkmadan önce cilde nemlendirici krem veya ilaç sürülmesi konusunda uyaran Doç. Dr. Ahmet Karacalar, ağır durumlarda ise mutlaka doktora başvurulması gerektiğine işaret etti.

Bal öksürüğü hafifletiyor

ABD'de yapılan bir araştırma, çocuklara yatmadan önce verilecek bir tatlı kaşığı balın, öksürüğü hafifletebileceğini gözler önüne serdi. Araştırmayı yapan Pennsylvania Üniversitesi Tıp Fakültesi doktorlarından Ian Paul ve arkadaşları; balın, öksürük ilacı verilmesi ya da hiç tedavi yoluna gidilmemesiyle karşılaştırılınca, en iyi seçenek olduğunu belirtti.
Araştırmacılar, balın tahriş olmuş boğazı kaplayarak yumuşatabileceğini de kaydetti. 'Archives of Pediatrics and Adolescent Medicine' dergisinin yeni sayısında yayımlanan araştırma sırasında doktorlar, aileleri aracılığıyla, üst solunum yolu enfeksiyonu bulunan 105 çocuğun bir bölümüne bal tadı verilmiş öksürük şurubu, diğerlerine yalnızca bal verdi. Çalışmanın sonunda, bal verilen çocukların daha iyi uyuduğu ve öksürüklerinin azaldığı, aileleri tarafından bildirildi. Bununla birlikte doktorlar, bir yaşın altındaki çocuklara, botulizm (ender rastlanan besin zehirlemesi) riski oluşturabileceği gerekçesiyle kesinlikle bal verilmemesi uyarısında bulunuyor.

27 Aralık 2007 Perşembe

SAĞLIKLI YAŞAM ÖNERİLERİ



Sağlıklı olmak, insan mutluluğunun öncelik taşıyan bir öğesidir. Sağlık genellikle kendiliğinden var olan bir durum olarak algılanır. Oysa sağlıklı olma uğrunda çaba gösterilmesi gerekir. Hatta bugünkü bilgilerimiz bize bu uğraşın daha doğum öncesi dönemde başlaması gerektiğini göstermektedir. Doğal olarak bu aşamada yapılması gerekenler, anne ve babalara düşmektedir. Olaya nesillerin sağlığı olarak bakıldığında, sağlığın ve sağlıksızlığın nesiller boyunca aktarılabileceği görülür. Anne ve babalar genetik özelliklerinin yanı sıra kendi sağlıklarına gösterdikleri özenle bebeklerine sağlık aktarabileceklerini bilmelidirler.
Sağlıklı bir yaşam için alınması gereken önlemlerin pek çoğu günlük yaşamımızda uygulamamız gereken küçük ve kolay çabalardan oluşur. Nerede olursa olsun günlük yaşamı düzenleyen bazı temel kuralların bilinerek uygulanması, sağlığın korunmasını ve diğer bireylerle paylaştığımız yaşamı kolaylaştırır. Bu kurallardan en önemli bazıları temizlik, sağlıklı beslenme, bedensel ve zihinsel çalışma, düzenli yaşam, sigara, alkol, uyarıcı ve uyuşturucu maddelerden uzak durma, kazalardan korunma, sorunlarla başa çıkmada doğru ve uygun yöntemler kullanmadır.
Çoğunlukla günlük çabalarda hedefin mutluluk olduğu varsayılır. Oysa altta yatan asıl neden güvenlik duygusudur. Çünkü hayatta kalmayı sağlayan en ilkel dürtü korkudur ve güvenlik duygusu korkunun yatıştırılmasıyla ortaya çıkar. Kendimizi güvende hissedebilmemizin ilk koşulu ise bilmektir. Ancak bildiğimiz şeyi, bildiğimiz kadarı ile kontrol edebiliriz. İkinci basamaksa bilginin eyleme dökülmesidir. Bilgimizi davranışımıza yansıtamıyorsak bu bilgi bizim için huzursuzluk kaynağı olmaktan öteye geçemez. Bir sonraki aşama ise paylaşarak çoğaltma, yandaş oluşturmadır. Bunun için bilgimize dayanan doğru bulduğumuz davranışı kurallaştırmaya çalışırız. Toplum içindeki pek çok kural bu yolla oluşmuştur. Zaman içinde altta yatan bilgi evrimleştikçe kurallar da değişecektir.
Bugün sağlıklı yaşam için bilinmesi gereken başlıca kurallar şunlardır:
I. TEMİZLİK
A. HİJYEN NEDİR, NE ÖNEMİ VARDIR?
B. CİLT TEMİZLİĞİ
C. SAÇ TEMİZLİĞİ VE BAKIMI

D. YÜZ, GÖZ VE KULAK TEMİZLİĞİ

E. AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI
1. Diş Çürümesi
2. Diş Eti Hastalıkları
3. Dişlerin Gelişim Bozuklukları
4. Ağız ve Diş Sağlığı Nasıl Korunur?
5. Diş Fırçalama Tekniği
6. Diş İpi Kullanımı
F. MEMELERİN BAKIMI
G. CİNSEL BÖLGENİN TEMİZLİĞİ
1. Adet Döneminde Temizlik ve Bakım Nasıl Yapılmalıdır?
2. Tuvalet Sonrası Beden Temizliği
H. EL VE TIRNAK TEMİZLİĞİ VE BAKIMI
İ. AYAK TEMİZLİĞİ
J. BANYO YAPMA
Cinsel İlişki Sonrası Temizlik

II. SAĞLIKLI GİYİNME
III. ORTAMIN TEMİZLİĞİ VE BAKIMI
A. FARKLI ORTAMLARIN TEMİZLİK ÖZELLİKLERİ
1. Yerler ve Yüzeyler
2. Buzdolabı
3. Lavabo ve Tuvaletler
B. YİYECEK VE İÇECEKLERİN TEMİZLİĞİ
C. BESİNLERLE İLGİLİ HİJYEN KURALLARI
D. MUTFAKLA İLGİLİ HİJYEN KURALLARI
E. ATIKLAR

IV. BESLENME
V. HAREKETLİ YAŞAM
VI. DÜZENLİ YAŞAM VE UYKU
VII. ÇALIŞMA ORTAMI
VIII. GÜNLÜK YAŞAMDA STRESLERLE BAŞA ÇIKMA
IX. ZAMAN YÖNETİMİ
X. SİGARA, ALKOL, MADDE KULLANIMI
1. Bağımlılık Nedir?
2. İradesiz Kişiler mi Bağımlı Olur?
3. Ne Kadar Alkol İçmek Risklidir?
4. Esrar, Bağımlılık Yapar mı?
5. Ecstasy Bağımlılık Yapar mı?
6. Uyuşturucu Bazı Ülkelerde Serbest mi?
7. Ara Sıra Kullanmak Zararlı mıdır?
8. Herkes Uyuşturucu Kullanıyor ve Onlara Bir Şey Olmuyor! (mu?)
9. Arkadaşımın Uyuşturucu Kullanması Beni Etkiler mi?
10. Uyuşturucu Sadece Kullanan Kişiye mi Zarar Verir?

24 Aralık 2007 Pazartesi

Bu besinlerle 3 günde yenilenin!


Bazı besinlerin yağ yakımı ve toksin atılımı sağlayarak zayıflamanıza yardımcı olduğunu biliyor muydunuz?
Bu program sayesinde 3 günde kendinizi yenilenmiş ve tazelenmiş hissedeceksiniz. Uzun zamandır uğraşıyor fakat kilo veremiyorsunuz... Bunun altında yatan neden doğru besinleri seçememeniz olabilir. Aşağıdaki listede yer alan besinler vücuda faydalı vitamin ve mineraller içermelerinin yanı sıra yağ yakımını hızlandırma özellikleriyle de biliniyorlar. Detoks programına geçmeden önce bu besinlerin hangileri olduğuna bir göz atın ve sadece program sırasında değil program sonrasında da bunları sofranızdan eksik etmeyin.
Yağ yakma uzmanları
Suyosunu:
Düşük kalorili suyosunu için adeta ilaç tanımlamasını yapmak kesinlikle yanlış değil: içindeki vitamin ve minerallerle tiroid bezlerinin çalışmasını düzene sokuyor, metabolizmayı hızlandırıyor ve tüketilen besinler kolay yakılmasına yardımcı oluyor.
Ananas:
Ananastaki bazı enzimler, balık ve kırmızı etteki proteinin daha kolay parçalanmasına yardımcı oluyor. Böylece protein, hücreler içinde daha kolay emilebiliyor, vücut bu proteinlerden daha fazla yarar sağlıyor. Ananas aynı zamanda vücudun enerjisini artırarak daha fazla yağ yakılmasını da sağlıyor.
Elma:
Elmanın sağlımıza pek çok faydası olduğunu artık herkes biliyor. Bu faydaların arasında özellikle bir tanesi kilo vermenize yardımcı olabilir. Hangisi mi? Tabii ki iştah kapatması. Elmadaki pektin sizi uzun süre tok tutar ve gereksiz atıştırmaları önler. Üstelik bir tanesi ile doymazsanız bir ikincisini yemekte hiç sakınca yok!
Enginar:
Enginarda bulunan 'cynarin' isimli madde vücuttaki toksinlerin atımını kolaylaştırıyor. Karaciğerin dostu olarak bilinen bu sebze bol magnezyum içeriyor ve yağ yakımını hızlandırıyor. Ayrıca bağırsakların çalışmasını da düzene sokuyor.
Fasulye:
Yağ oranı düşük ve protein açısından zengin fasulyenin her türü, zayıflamak isteyenlerin listesinde mutlaka bulunmalı. Tok tuttuğu için atıştırmayı da önleyen fasulye, Kolesterolü düzenliyor, metabolizmayı hızlandırıyor, yağ yakımın kolaylaştırıyor. Tüm bu özelliklerin, nohut ve mercimekte de bulunduğunu hatırlatalım'
Kırmızı acı biber:
Bibere acı tadın veren 'capsaicin' maddesi metabolizmayı hızlandırıyor, vücut ısısını artırıyor. Vücut yükselen ısıyı düşürmek için ekstra enerjiye ihtiyaç duyuyor ve böylece yağ yakımı kolaylaşıyor. Zerdeçal da, vücutta kırmızıbibere benzer etkiye sahip.
Yabanmersini:
C vitamini bombası yabanmersini aynı zamanda çok güçlü bir antioksidan. Ona koyu rengini veren madde serbest radikalleri yok ederek, toksinlerin dışarıya atılmasını kolaylaştırıyor. Yabanmersini yağ hücrelerinin çözülmesine de yardımcı oluyor.
Rezene:
Çok güçlü bir aromaya sahip bu bitkinin içindeki uçucu yağlar metabolizmayı hızlandırıyor, enzim oluşumunu artırıyor ve bu enzimler yağların vücutta depolanmasını önlüyor.
Tavuk eti:
Derisinden ayrılan beyaz tavuk eti protein açısından zengin, yağ açısından ise son derece fakirdir. Tavuğun yanı sıra piliç, deve kuşu ve hindi eti de aynı özelliğe sahip. Ayrıca bu gıdalar zengin birer protein kaynağı olarak cildin yağ dokusunu güçlendirirler.
Salatalık:
Hemen hemen hiç kalori içermeyen salatalık, potasyum, kalsiyum ve demir açısından çok zengin. Selülitlere karşı kullanabileceğiniz bu gizli silah, vücudun su ihtiyacını karşılamaya da yardımcı.
Zencefil:
Zencefil de, içerdiği yağlarla, tıpkı kırmızı acı biber gibi kalori yakımını hızlandırır. Aynı zamanda midenin yeterli derecede enzim salgılamasına yardım ederek sindirimi kolaylaştırır.
Kahve:
Yapılan tüm araştırmalar kahvede bulunan maddelerin yağ yakımını hızlandırdığı yönünde. Bunun yanı sıra vücudun ısısını yükselterek kan basıncını da yükseltiyor. Böylece kan dolaşımı hızlanıyor ve zararlı maddeler dışarıya daha kolay atılıyor.
Kivi:
Yüksek miktarda C vitamini içeren kivi ' bir tanesi günlük ihtiyacı karşılıyor- vücutta depolanan yağların yakılmasına büyük ölçüde yardımcı oluyor.
Kıvırcık salata:
Ülkemizde sofraların vazgeçilmez besinlerinden birisi olan kıvırcık salata, kas yapımına yardımcı olan potasyum açısından çok zengin. Vücudun kaslı olması ise hızlı bir metabolizmayla aynı anlama geliyor. Kıvırcık salatanın bol miktarda C vitamini içerdiğini, bunun dış yapraklarda daha fazla miktardayken iç kısımda kalan yapraklarda oldukça azaldığını da belirtelim.
Karides:
Düşük miktarda yağ ve kalori içermesine rağmen yüksek miktarda protein ve aminoasit barındırıyor. Ayrıca içindeki glikonlar, bağ dokularını güçlendirme özelliğine sahip ve selülite karşı da tek kelimeyle birebir
Kuzu eti:
Kuzu etinde kalori yakma özelliği bulunan 'karnitin' maddesi bolca bulunuyor. Bu madde özellikle karaciğerin çalışması ve temizlenmesine yardım ediyor.
Balık ve deniz mahsulleri:
Balık ve deniz mahsulleri sağlıklı bir vücut için en önemli gıdaların başında geliyor Çünkü bunlar kalp ve damarlar için son derece faydalı olan omega-3 gibi doymuş yağ asitleri açısından çok zengin. Süt ve süt ürünleri: Süt ve süt ürünlerinde bulunan kalsiyum, sindirimi kolaylaştıran enzimleri harekete geçiriyor. Yine bu besinlerde bulunan B2 vitamini, vücudun enerji ihtiyacını artırırken karnitin, yağın depolarından alınıp kas dokularına taşınmasını ve orada enerjiye dönüşmesini sağlıyor. Soya sütü ise bu özelliklerin yanı sıra düşük kolesterol içermesiyle de tercih ediliyor.
Papaya:
İçerdiği protein ve yağ yakımını hızlandıran enzimler sayesinde sindirimi de kolaylaştırıyor. Yağ, protein ve karbonhidratı birbirinden ayırarak bunların vücut için en iyi şekilde kullanılmasına yardımcı oluyor. Metabolizmayı harekete geçirdiği için vücuttaki yağ oranının azalmasını hızlandırıyor.
Kırmızı dolmalık biber:
Gerçek bir C vitamini deposu olan kırmızı dolmalık biber, yağ yakımını kolaylaştırıyor, mide asitlerininin dengeliyor ve sindirimi düzenliyor. Tüm bunlar vücudun zararlı maddelerden daha kolay bir şekilde arınmasını sağlıyor.
Kereviz:
Sindirimi kolaylaştıran kereviz, bu özelliğiyle, formunu korumak isteyenler mutlaka bol miktarda tüketmesi gereken besinlerin arasında yer alıyor.
Kuşkonmaz:
Bu lezzetli sebzenin 100 gramında sadece 18 kalori bulunuyor. İçerdiği zengin mineraller vücutta drenaj etkisi yaparak kanı temizliyor.
Çay:
Çayın hemen hmen tüm çeşitleri yağ yaktırıcı özelliğe sahip. Örneğin yeşil çay, içindeki bioflavonoidler yardımıyla metabolizmayı harekete geçiriyor ve düzenliyor. Mate çayı ve Çinli Pu-erh çayı da benzer özelliklere sahip.
Domates:
Potasyum açısından zengin domates sindirimi de çok kolaylaştırıyor. İçindeki mineral ve vitaminler tüketeni tok ve zinde tutuyorr. İçindeki likopen ise çok etkili bir antioksidan ve hücreleri koruyor.
Limon, portakal, greyfurt:
Gerçek birer C vitamini deposu olan bu meyveler içerdikleri flavonoidler sayesinde hem iyi birer yağ savaşçısı hem de bağ doksunu güçlendirdikleri için cildin dostu. Midesini düşünenler portakal yerine greyfurtu tercih edebilir'.

Vücudunuzu Kışa Hazırlayın


İnsanlar yaz mevsimine girerken özellikle fazla kilolar ve selülit konusunda çok telaşlanıyorlar. Kendilerine bakıyorlar ve bütün bir yaz boyunca da herşeyi unutuyorlar. Oysa kışa girerken vücudun bakımdan geçmesi gerekiyor. Klassis Park Otel'in Sağlık Merkezi Müdürü Meral Vural bu konuda bilgi verdi ve ilk hatırlattığı fazla kilolar oldu: ‘‘Tatilde yapılamayan rejimlerin artık uygulanması şart. Diyetin yanısıra özel banyo bakımları da hayli yararlı
Özel küvetlerde hidro masaj ve yosunların yardımıyla hem zayıflamak hem de dolaşım sistemi dengesini düzeltmek mümkün. Özel yağlar da kullanılırsa, ciltteki gevşeme de tamir edilebiliyor. Su jimnastiği ve hafif egzersizler de kışa hazırlık bakımında hayli faydalı.’’

Eğer tatiliniz devam ediyorsa ya da sıcak bölgelere tatile gitmeyi düşünüyorsanız, tedbirinizi almalısınız. Bulutlu günlerde bile güneş yağı kullanılması gerekiyor. İki saatte bir kremlerin yenilenmesi şart. Ayrıca bazı ilaçlar güneş altında kişinin vücuduna zarar verebiliyor. Bu nedenle düzenli kullandığınız ilaçlar varsa, doktorunuza danışmalısınız. Kışın soğuk bir günde bile güneş yanığı ile karşılaşabilirsiniz. Bu nedenle yanınıza güneş yanığı kreminizi almayı unutmayın. Dudak koruyucusu da kullanın.

Özellikle yaz boyunca sık güneş banyosu yapmış olanların ölü hücrelerden ve sert dokulardan kurtulabilmek için peelinge başvurması gerekiyor. Vural, ebegümeci ve ruskus özleri ile hazırlanan maskelerin vücudu çok iyi temizlediğini belirtiyor. Soğuk bandajlama sistemiyle bacaklardaki dolaşım hızlandırılabiliyor hem cildin elastikiyeti artırılıyor hem de fazla su atılabiliyor. Varis problemlerinde de kullanılabilen bu maskeler de yine yosundan elde ediliyor.

Göğüs bölgesi için de sıkıştırıcı kremlere, özel maskelere ve derin temizliğe ihtiyaç var. Özellikle dekoltenin bakımdan geçmesi şart.

Yüz için ise cildin elastikiyetini artırabilmek için nem takviyesinde bulunmak gerekiyor. Bunun için sayısız alternatif var. Vural, bitki özlerinden hazırlanmış kimyevi maddelerden uzak doğal ürünleri tavsiye ediyor. Güneş sonrası belirginleşen kırışıklıklar için ise deniz yosunları ve meyvelerden elde edilen asitler tercih edilebiliyor. Ayrıca sıcak ve soğuk yosun maskeleriyle vücuttaki toksinler temizlenebiliyor, su dengesi sağlanıyor ve fazla yağlar giderilebiliyor.

Osteoporoz 'dan korunmak için süt için



Büyükhanlı Park Otel'de düzenlenen iki günlük eğitim toplantısının açılışında konuşan Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Turan Buzgan, Türkiye'de bulaşıcı hastalıklarla mücadele konusunda önemli gelişmeler kaydedildiğini ancak beslenmeye bağlı kronik hastalıklar konusunda hala yeterli bilinç düzeyine ulaşılamadığını söyledi.Buzgan, Türkiye'de yetersiz beslenmeye bağlı sıkıntılar yaşandığını, ancak dengesiz beslenmenin çok daha önemli bir sorun olarak ortaya çıktığını ifade etti. Osteoporozun farkındalığı konusunda hala eksiklikler bulunduğuna işaret eden Buzgan, “Osteoporoz toplumda hala 'yaşlı kadın hastalığı' olarak biliniyor” dedi.Süt ve süt ürünlerinin doğumdan itibaren her dönemde düzenli olarak tüketilmesinin önemine dikkati çeken Buzgan, osteoporozun önlenmesinde süt tüketimi kadar, güneş ışığından yararlanma ve fiziksel aktivitenin de yeri olduğunu dile getirdi. Buzgan, sözü edilen tüm unsurlar bütün halinde düşünüldüğünde osteoporozun önüne geçilebileceğini kaydetti.
Haberin devamı...

Kurban Eti ve Sağlığımız


Prof. Dr. Recep Akdur, nezle ve grip virüslerinin hasta kişilerin öksürük ve hapşırıklarıyla ellerine, oradan da diğer insanlara bulaştığını, bu nedenle bu hastalıkların en önemli bulaşma yolunun eller olduğunu söyledi.Bayramda akraba ve dost ziyaretlerine gidildiğinde bol bol tokalaşılıp öpüşüldüğünü kaydeden Akdur, böylece hasta olanların çevresindekilere nezle ve grip virüsü bulaştırdıklarına dikkati çekti.Nezle ve grip olan kişilerin bayramda kesinlikle hiç kimseyle tokalaşıp öpüşmemesi gerektiğini bildiren Akdur, “Aksi takdirde sevdiklerine bayram hediyesi olarak nezle ve grip vermiş olurlar” diye konuştu.Nezle ve gribi başkalarına bulaştırmak istemeyenlerin öksürürken ve hapşırırken kirlenen ellerini sık sık yıkamaları gerektiğini anlatan Akdur, “Aslında sevdiklerimize grip ve nezle hediye etmemenin en kesin yolu, hasta olanların bayram ziyaretlerine giderken bez maske takmasıdır” dedi.

Sivilcesiz Bir Hayat Mümkün!


Farklı türdeki sivilcelerin tedavisi için pek çok seçenek var. Uygun tedaviyle başarılı sonuç alabilmek mümkün. Ergenlik çağına giren gençlerin ortak sorunu sivilcelerdir. Ergenliğin doğal sonuçlarından biri olan sivilcelerin önüne geçebilmek için doğru bakımı uygulamak ve akneleri sıkmamak gerekiyor. Anadolu Sağlık Merkezi’nden cilt hastalıkları uzmanı Dr. Mehmet Coşkun Acay, ergenlik sivilceleri ve korunma yolları ile ilgili bilgi verdi.

Sivilce nedir? Nasıl oluşur? 'Sivilce' adıyla bildiğimiz akne, en sık rastlanan cilt problemlerindendir. Tüm populasyonun yüzde 60’ının hayatının bir döneminde akne görülebilir. Bunların yüzde 5’i ise tedaviye dirençli ya da zor tedavi edilebilen akne olabilir. Akne, derimizde bulunan yağ bezlerinin bir hastalığıdır. Normalde, bu bezlerin salgıladığı yağın deri yüzeyine çıkarak atılması gerekir. Ancak ergenlik döneminde yağ bezi daha fazla yağ salgılar. Bu yağın deri yüzeyine geçişini sağlayan kanal da yoğunlaşmış bir yağ kütlesi nedeniyle tıkanır. Neden bazı ciltlerde daha fazla olur? Yağlı ciltlerde ve kalıtımsal olarak bazı bireylerde akne eğilimi artar. Ergenlikte sivilcelerin ne kadarını normal saymalı, hangi koşullarda bir uzmana başvurmalı? Akne, ister hafif ister ciddi olsun mutlaka hekimin vereceği bilgiler doğrultusunda kontrollü biçimde tedavi edilmelidir. Unutmayın ki tedavi edilemeyecek akne yoktur. Ancak farklı türde ve şiddette aknenin tedavisi için farklı seçenekler vardır ve tedavinin başarılı olabilmesi için uygun olanının seçilmesi esastır. Bu nedenle hekiminizin önerilerine sıkı sıkıya uymak gerekir. Sivilceleri engellemek için ergenlerin yapabilecekleri bir şeyler var mı? Cilt temizliği başta gelen unsurdur. Hatalı kozmetik ürünlerden kaçınmak, deri tipine uygun kozmetik seçimi önemlidir. Sivilceyi koparmayın Sivilceler bir kere çıktıktan sonra gençler nelere dikkat etmeli? Günde iki kez su ve uygun ürünle yüz yıkamaya dikkat etmek, yüz kozmetiklerinin seçimine dikkat etmek, sivilceyi koparmaktan kaçınmak, uygun güneş ürünlerini kullanmak gerekir. Depresyona yol açabilir Aileye düşen görevler nelerdir? Çocuklarının tedavi protokollerine uyumunu sağlamak, şiddetli akne olgularında yüzde 10 depresyon eğilimi gözlenebildiğinden psikolojik destek vermek, sivilcelerle oynamanın engellenmesi ailelere düşen görevlerdir.